Tuesday, 30 August 2011

Adam değilsin VIII. Henry (vol. 3)

Henry Tudor serisine başlarken bu kadar uzun süreceğini tahmin etmemiştim aslında. Hatta tek seferde yazıp koyarım kenara dedim ama ı ıh, bu iş o kadar kolay değilmiş meğer. Kesiyorum, kırpıyorum, bazı isimleri atlıyorum (Thomas More konusuna hiç değinmedim mesela, başka bir seriye sakladım...) yine de bir bakıyorum dünyayı yazmışım. Aslında bana kalsa ben sayfalarca yazarım da şimdinin gençleri okumayı pek sevmiyor azizim. (Şaka lan şaka hemen dudak bükmeyin!).

Neyse üçüncü sekansımıza hız kesmeden başlayalım ve VIII. Henry'nin zevcelerini tanımaya devam edelim.

Serinin ilk yazısında (yani tam olarak şurada) İspanyol asıllı kraliçe, asil kadın Aragonlu Catherine'den ve iktidar hırsının kurbanı Anne Boleyn'den bahsemiştik. İkinci yazıda ise Jane Seymour ve Clevesli Anne'den dem vurmuştuk. Sıra geldi Henry şerefsizinin 5. karısı, kara bahtlı, kem talihli kızcağız Catherine Howard'a.

Catherine Howard, Anne Boleyn'in (Henry'nin ikinci eşi, I. Elizabeth'in annesi bildiğiniz üzre) anne tarafından kuzeni olur. Daha gencecikken, 17-19 yaşındayken filan (tam doğum tarihi bilinmiyor) amcası Thomas Howard tarafından saraya getirilir, Clevesli Anne'e nedime olsun diye. Amcası da o vakitler Norfolk dükü, yani kralın etrafındaki bir sürü godoştan  biri.


Catherine Howard
Catherine Howard amcasının gazıyla kralı etkilemeye çalışır. Anne Boleyn'e de o kadar benziyordur ki kralın dikkatini çekmekte gecikmez. Zaten daha ergen, küçücük kız, bunu sarayda hoplayıp zıplarken, çiçek böcek toplayıp sarayın çalışanlarıyla şakalaşırken gören kralın pek bir hoşuna gider bu genç kızcağız. Ama o zamanlar Clevesli Anne'le evli. 


Kral Clevesli'den boşanır boşanmaz Catherine'e evlenme teklif ediyor. Bu çocukcağız da sevindirik oluyor kral onunla evlenmek istedi diye. Ama sorsan zerre sevmiyor adamı. Kendisinden neredeyse 40 yaş büyük, yaşlı, çirkin. Hiç öyle Catherine'in hayalindeki beyaz atlı prens tipi yok adamda. Zaten Catherine eski sevgilisi müzik öğretmeni Frances Dereham'a aşık hala. Fakat yine de Clevesli'yle boşanmasından 15 gün sonra evleniyor kralla.


Kral bunu pek bir seviyor, hediyeler alıyor buna, "seninle birlikte gençliğimi yeniden kazandım" filan diyor. Gencecik kız, inci gibi, ona ayak uyduracağım diye sakat bacağıyla oradan oraya koşturuyor Henry de. Catherine'in eski sevgilisi müzik öğretmeni Frances Dereham kızın evlendiğini duyar duymaz saraya ziyaretine geliyor ve kızı kandırıp kendisini onun özel sekreteri olarak atamasını sağlıyor. Sonra elbette dedikodular dönmeye başlıyor sarayda.


Bir de Catherine'in anne tarafından kuzeni Thomas Culpaper var, bu genç oğlan da sarayda görevli. Görevi nedir ne değildir bilemiyorum ama, bu ikisinin arasında bir yakınlaşma başlıyor. Başta akraba ayağına takılıyorlar ama sonradan ne etsin gencecik insanlar, birbirlerine aşık oluveriyorlar. Al bir dedikodu malzemesi de buradan yayılıyor sarayda.


Sarayda böyle ciddi dedikodu olur da kralın kulağına gitmez mi? Zaten Howard ailesinin de bir dolu düşmanı, Thomas Howard'ın ayağını kaydırmak isteyen bir dolu çakal var etrafta. Hemen kralı sağdan soldan kışkırtıyorlar Catherine Howard'a karşı. Başta inanmak istemiyor kral, seviyor çünkü genç karısını. Ama kulağına kraliçenin, bir vakitler Anne Boleyn'le ensest ilişki yaşadı diye öldürttüğü George Boleyn'in karısı Jane Parker'ın gözetmenliğinde (Jane Parker da Catherine'in yardımcısı o vakitler) Thomas Culpaper'la buluştuğu çalınınca çileden çıkıyor. Catherine'i zindana attırıyor hemen, daha evleneli de bir yıl olmamış...


Anglikan kilisesi başpisikoposu Thomas Cranmer'i dedikoduların aslı astarı var mı diye araştırması için görevlendiriyor. Bozacının şahidi şıracı! Cranmer da kraliçeyi kandırıyor itiraf edersen kral seni affedecek diye. Catherine uzun zaman önce Frances Dereham'la ilişkisi olduğunu fakat kralla tanışmadan önce bittiğini itiraf ediyor. Hatta onunla cinsi münasebet yaşadıklarını da söylüyor. Ama aralarındaki ilişki o saraya gelmeden zaten çoktan bitmiş. Saraya geldikten sonra da Dereham karliçeye şantaj yaptığı için onu sekreteri yapmak zorunda kalmış (buna başta kimse inanmıyor ama gerçek olduğu çok sonraları ortaya çıkıyor).


Thomas Culpaper'la aralarında hiçbir şey geçmediğine dair defalarca yemin ediyor, ama ona aşık olduğunu da inkar etmiyor Catherine. Bu suçlamalar ve araştırmalar esnasında kraliçe ünvanı elinden alınıyor, artık sadece "Catherine Howard" olarak anılacağı duyuruluyor. Ulan kadın kellesinin derdinde kim takar kraliçeliği! Hayır kraliçeliğinin hayrını mı gördü sanki, şahtı şahbaz oldu fukara!


Thomas Cranmer ve soruşturma ekibinin topladığı kesin kanıtlar (Catherine tarafından Culpaper'a yazılmış bir aşk mektubu) neticesinde Catherine Howard, Frances Dereham, Jane Parker ve Thomas Culpaper suçlu bulunuyorlar. Zaten erkekler günlerce işkence görüyorlar itiraf etsinler diye. Frances Dereham her şeyi bir bir anlatıyor belki yırtarım diye ama bilmiyor ki o zindana bir kez atıldın mı artık sadece idam edilmek için çıkarsın oradan.


Şubat 1542'de önce Frances Dereham ve Thomas Culpaper, ibret-i alem olsun diye meydanda asılarak idam ediliyorlar. Kafaları kesilip Catherine'in idama giderken geçeceği güzergah üzerinde birer kazığa çakılıyor. Onlardan (muhtemelen) bir gün sonra Jane Parker ve Catherine başları kör baltayla (kör kısmını ben uydurdum) kesilmek suretiyle öldürülmeye götürülüyorlar. 


Önce Jane yatıyor kütüğe. Catherine'in gözleri önünde öldürülüyor. Ardından Catherine geliyor ve infazı izleyen halka onun için dua etmelerini söyledikten sonra akıllarda en çok kalan şu cümleyi kuruyor.


"Kraliçe olarak ölüyorum, ama Culpaper'ın karısı olarak ölmeyi tercih ederdim!"  (hey yavrun be!) Sonrası malum zaten, anlatmama gerek yok.


Catherine öldükten sonra, Londra Kulesi'nin şapelinin bahçesindeki mezarlığa, kuzeni Anne Boleyn'in yanına gömülüyor.


Bir gün sonra gelen edit: Önceki yazıda bahsetmiştim ya hani "Catherine Howard's fate" diye şarkı bile var diye. Şarkı çok sevdiğim Blackmore's Night'a ait.

Sözleriyle birlikte, (The Tudors'tan görüntüler eşliğinde) şuradan dinleyebilirsiniz şarkıyı. Hatta hikayeyi bile anlatmış kısaca. Şarkı Catherine Howard'ın öyküsüne o kadar yakışmış ki, durup durup dinliyorum:





  

Catherine Parr, VIII. Henry'nin son ve en fazla evlenen karısı olarak anılır. (Diğerlerinin ömrü vefa etmemiş ki evlenmeye aq!)


Catherine Parr, Sir Thomas Parr ve Maun Green'in kızıdır. Maun Green, Aragonlu Catherine'in nedimelerindendir ve kızına da onun ismini vermiştir. Dünya üzerinde başka bir dürzü var mıdır ki son karısına ilk karısının ismi verilsin. Gerçi Maun Green ne bilsin kızının da (hemen hemen) aynı kaderi paylaşacağını! 


Catherine Parr
Catherine, ilk olarak 17 yaşındayken, Gainsborough baronu Thomas Borough'un oğlu Edward Borough'la evlenmiştir. Evliliği birkaç yıl sürdükten sonra eşini kaybetmiştir. Bundan bir yıl sonra (22 yaşındayken filan olsa gerek) Yorkshire'da bir baron olan John Neville, Catherine'in izdivacına talip olmuş (anam bunu da baronlardan aşağısı kurtarmıyor!) ve netice itibariyle evlenmişler. O esnalarda 40lı yaşlarında olan baronun 2 tane çocuğu vardır, Catherine ilk kez üvey annelik (hatta annelik diyelim biz buna) duygusunu tatmış bulunmaktadır.


Baronla ilgili birçok hikaye var aslında, bazı asi katoliklerle birlikte Yunanistan'a kaçmayı düşünmüş, sonra kendini saraya aldırmış filan. Ama konumuz baron değil elbette, o sebeple baronun isyan maceralarını, kaçış planlarını ve sonra kuyruğu kıstırıp teslim olup sarayda tutsak edilmesini falan anlatmayacağım. Netekim kendisi 1541 civarları ölüyor ve Catherine ikinci kez dul kalıyor, daha yaşı 31-32.

Artık yaşını başını almış kralın dikkatini çeken bu kadın esasında Jane Seymour'un kardeşi Thomas Seymour'a aşık oluyor, aşkı da karşılık buluyor işin kötüsü. Kötü diyorum çünkü onlar birbirleriyle evlenmeyi düşünürken kraldan Catherine'e evlenme teklifi geliyor. Kralın sözünün üstüne söz söylenmez deyyü bu ikisi aşklarını kalplerine gömüyorlar ve Catherine 1543'te kralla evleniyor.



Bir de deli protestan bizimki, öyle böyle değil. Annesinin çabası sayesinde de iyi eğitim görmüş, Fransızcası, Latincesi, İspanyolcası su gibi. Ama İngiltere'de katoliklik de protestanlık da yasak. Kral, katoliklere papanın onu aforoz ettiğinden, protestanlara da Anne Boleyn'in ihanetinden(!) beri gıcık kapıyor. Ya anglikansın ya da ölüme mahkumsun arkadaş, bu kadar net.


Catherine Parr'la nedimeleri harıl harıl yasaklı kitapları okuyorlar, özellikle protestan yazarların ellerinden çıkanları elbette. Öyle ki, bu kitapları bulunduranlar sapır sapır öldürülüyor, genelde diri diri yakılmak üzre. Kraliçe ve nedimelerinin bu kitapları elde etmesine kraliçenin arkadaşı olduğu söylenen reformist protestan Anne Askew'ün yardım ettiğine dair bir takım bilgiler yayılıyor sarayda.


Anne Askew kısa sürede yakalanıyor ve çeşitli işkencelerden geçiriliyor. Amaç kraliçeye kitap sızdırdığını itiraf etmesini sağlamak ve kraliçeyi de yargılayabilmek. Ama Anne Askew ne kraliçeyi ne de nedimeleri ele veriyor. Londra Kulesi'nde işkence gören ilk kadın olarak tarihe geçtikten sonra diri diri yakılarak öldürülüyor. Anne Askew'ün ağzından laf alamayan saray (çok afedersiniz) pezevenkleri kralı, kraliçenin yargılanması için ikna etmeye çalışıyorlar. Ama Henry bu sefer (hayret!) kraliçenin yargılanmasına kesinlikle izin vermiyor.


Kralın 1547'de 55 yaşında hayata gözlerini yummasıyla (aslında kuyruğu titretmesiyle, nalları dikmesiyle filan diyecektim de vazgeçtim nedense) Catherine Parr üçüncü kez dul kalır. Ve hemen sonra gerçek aşkı Thomas Seymour'la evlenir. Bu evlilikten Mary adında bir kızı olur, lakin bu kızcağız annesinin ölümünden iki yıl sonra ebediyete intikal eder. 


Catherine Parr, VIII. Henry'nin ölümünden sonra genç bir kız olan Elizabeth'in velisi olmayı kabul eder (Anne Boleyn'in kızı kraliçe I. Elizabeth). Yine onun yetiştirdiği (protestan olarak yetiştirdiği hatta) Jane Seymour'ın oğlu VI. Edward babasının ölümünden sonra Catherine Parr'ın desteğiyle tahta geçer (minnacık çocuk, daha 9 yaşında, gece tek başına tuvalete gidemeyen sabiyi kral yapıyorlar, ama mecburlar, sonuçta tek erkek varis).

Bir de şöyle bir durumla karşılaşır kraliçe, iktidar düşkünü kocası Thomas Seymour  varislerden Elizabeth ile yakınlaşmaya, kızı tavlamaya çalışır 
(bu sarayda bir tane düzgün, efendi adam yok mudur arkadaş, hepsinin mi sütü bozuk anlamadım ki!). Bunu farkeden Catherine Parr hem kıskançlıktan hem de üvey kızını koruma içgüdüsünden ötürü kızı saraydan uzaklaştırmaya mecbur kalır.



Bundan bir süre sonra hamile kalan Parr (kızı Mary), doğumdan kısa bir süre sonra, 37 yaşında ölür. Halk tarafından en çok sevilen kraliçe odur. Edward ve Elizabeth'in eğitimlerine fazlaca katkı sağlamış, ayrıca onları reformcu, protestanlar olarak yetiştirmiştir. 1545 yılında "Prayers or Meditations" adlı bir kitap yazmış, bunu kendi adıyla yayımlamıştır. Bu da ona "kendi adıyla kitap yayınlayan ilk İngiltere kraliçesi" ünvanını kazandırmıştır. Henry'nin ölümünden sonra "The Lamentation of a Sinner" adlı ikinci kitabını yayımlamıştır.


Ölümünden bir yıl sonra kocası Thomas Seymour varislerden biriyle evlenme planları yaparak (Elizabeth) krala ihanet etmekten idam edilmiştir...


Diyor ve VIII. Henry Tudor serisini burada noktalıyoruz sevgili canlar. Henry ölmeden önce vasiyetinde "İngiltere'nin gerçek kraliçesi" olarak adlandırdığı Jane Seymour'ın yanına gömülmek istediğini belirtmiş, netekim bu isteği gerçekleştirilmiştir.


Aslında seride Henry'nin aşk yaşadığı iki önemli kadından daha bahsetmek istiyordum, ilki Elizabeth Blount (Bessie Blount olarak da bilinir), diğeri ise Anne Boleyn'in kardeşi Mary Boleyn. Çünkü bu iki kadın Henry'yle metres hayatı yaşamalarına rağmen onun aşkını kazanmışlardı. Bessie Blount'un Henry'den bir oğlu, Mary Boleyn'in ise bir kızı bir oğlu olmuştu.


Tudor hanedanlığın önemli isimlerinden Thomas More ve Thomas Wolsey'den de bahsetmek istedim lakin yazının amacından sapmasını engellemek için bu iki önemli figüre değinmedim. VIII. Henry'nin eşlerinden bahsetmek için başlayıp politik ve dini isimlere uzun uzadıya yer vermek yazının seyrini bozar diye düşündüm.


Serinin ilk iki bölümü için buyurun:


Adam değilsin VIII. Henry (vol. 1)
Adam değilsin VIII. Henry (vol. 2)


Buraya kadar sabırla okuyan herkese teşekkürü bir borç bilirim. Çok uzun ve karmaşık olduğunu düşünüp okumaya üşenenler için de çok yakında "Cin Ali" serisine başlıyorum efenim. 


Şimdiden hayırlara vesile olması ümidiyle...

5 comments:

AVRAM said...

Kabahat sende değil.. Herifçioğlu altı kere evlenip bir düzine metres edinmiş. Belki daha fazla. Yazı bu kadarla kaldı ya, ona dua et bence. yalnız, adam haklı.. altı kere evlen, her defasında boşan. Tazminattı, nafakaydı mal paylaşımıydı derken.. Sarayı geçtim, İngiltere kalmazdı Alimallah. Ne yapsın, herşey İngiltere için!!! Bu dünyada, İngiltere Kralı özellikle de Tudor olmak varmış azizim.. Thomas More serisini merakla bekliyorum.

OYA said...

keşke 4 sezonu da izlemeseymişim.Seni keşfetseymişim daha önce,çok daha keyif alırmışım.
ne güzel anlatmışsın yahu.
şunu da belirtmeden geçemiycem,o yüzyılda güzellik anlayışı hakkaten çok farklıymış.Hepsi de ne çirkinmiş.Anne boleyn fena değilmiş ama hepsi de rezil.gerçi bizde de farklı değilmiş.Güzelliği dillere destan hürrem de felaket çirkin bi kadın.
henry ve süleyman dirilip izmirin kızlarını görse mesela;ıyyy at gibi bunlar derdi heralde.anlayış farklı ya...henry,cleveslı ann'e at gibi kadın kelimesini kullanıyor.ilginçtir ;jane seymourdan daha çirkin değil oysaki. evet biliyorum çok uzattım.tamam kesiyorum....

retro said...

woow süper yazmışsın diziyi izliyorum şu an bu kadar anlamadım diziden tşkler

retro said...

süper yazmışsın diziyi izliyorum şu an bu kadar anlamadım teşekkürler

merve yalçın said...

Senden cin ali serisiyle birlikte bloody mary ve 1. Elizabetihide bekliyorum :F