Monday, 22 August 2011

Adam değilsin VIII. Henry (vol. 1)

VIII. Henry
 (şu tipe bah yaa, tipine s..tığım)
VIII. Henry'nin ismini mutlaka en az bir kez duymuşsunuzdur. Daha çok "uçkuruna sahip çıkamayan kral" olarak bilinir. İngiltere'de Tudor Hanedanı'na mensup ikinci hükümdar olup babası VII. Henry'den sonra tahta geçmiştir. Aslında babalarının ölümünden sonra tahta geçme hakkı abisi Arthur'un idi, velakin Arthur'un ani ölümü sonucunda tahta adı batasıca Henry geçti, sene 1509.

Şimdi durup dururken neden bu adamla ilgili bir şeyler yazma gereği duydum? Geçen The Tudors'ın final bölümlerini izlerken bu adama duyduğum nefret depreşti de, hakkında bir iki kelam edeyim, hırsımı alayım dedim. Dizinin de ilk iki sezonundan sonrasını izlemediydim halbüse, ama duydum ki final yapıyormuş, bir bakayım dedim Jonathan Rhys Meyers'i yeteri kadar korkunç hale getirebilmişler mi Henry'nin yaşlılığını canlandırırken. Ellerinden geldiğince Henryleştirmişler adamı tabi.

Benim bu adamdan gıcık kapma hikayem taaa lise 2 günlerine dayanıyor. (Şayet bir şeyden ölesiye nefret ediyorsam temeli kuvvetle muhtemel çocukluğumda atılmış oluyor, Freud'a selam ediyorum burdan, gözümsün!) Sınıfımızın kitaplığında 8.Henry'yle ilgili İngilizce hikaye kitabı bulmuştum, "kimmiş la bu Henry, dur bi okuyim ben bunu!" dedim. O zamanlar da hasta feministim, delikanlı çağlarım ya, her duyguyu, her fikri doruklarda yaşıyorum. Benimki feminizm değil, faşizm neredeyse, cinsiyet faşizmi, hiç abartmıyorum!

Bir de bak yeni farkına vardım, bizim okulda her sınıfın kendi kitaplığı vardı. Kitaplıkta da İngilizce, Türkçe bir dolu kitap. Şimdi nerede öyle okullar azizim?

Neyse devam edeyim teneşirlere gelesice Henry'yi anlatmaya. Bir adam düşün ki uçkuruna, nefsine zerre sahip çıkamasın; fiziksel hazlarını her şeyden üstün tutsun. E adam bir de kral olunca tabi gerektiğinde bu fiziksel hazlar için bir ordu masumu acımadan kılıçtan da geçiriyor.

Bizim Henry ömrünün vefa ettiği süre içerisinde 6 tane kadınla evleniyor. Bunun yanı sıra sayısız da metres ediniyor kendine. O vakitler bu metreslerin çetelesini tutan var mıydı acaba? Sarayda öyle bir yetki olduğunu düşünsenize... Metresleri bilemem de, bu adamın hayatına giren, girmeye mecbur bırakılan 6 talihsiz kadından bahsetmek istiyorum. (Lise 2'den beri okuduğum onca kitap bir işe yarasın değil mi?)

Aragonlu Catherine
Aragonlu Catherine Henry'nin ilk eşidir. İspanya kraliyet ailesine mensup bu asil kadın (Catherina) esasında Henry'nin abisi Arthur'la evlendirilir. Arthur'un ani ölümü ve Catherine'la aralarında cinsel münasebet olmaması hasebiyle evlilikleri geçersiz sayılır. Henry'nin babası ölmeden önce oğluna Catherine ile evlenmesini vasiyet eder (hakkında bir dolu spekülasyon var, ama konumuzun dışında olduğu için değinmeyeceğim). Henry bunu kabul eder ve halihazırda müstakbel kraliçe olan Catherine'le evlenir. Dindar ve yardımsever bir kadın olan kraliçe halk tarafından da çok sevilir.

Velhaslıl Henry'nin Catherina hevesi çabuk biter. Yaklaşık 24 yıllık evlilikleri süresince eşini bir çok kez aldatır Henry, ama o dönem bunlar kral için gayet normal karşılanır, Catherina da dahil kimse sesini çıkarmaz bu durumua. Evlilikleri öyle bata çıka yaklaşık 24 yıl devam eder, ta ki kral Anne Boleyn'le tanışana kadar...

Ama Catherine'in gözü, kendisine çektirdiği tüm acılara rağmen Henry'den başkasını görmez. Resmen ayrılıp, saraydan uzaklaştırıldıktan bir kaç yıl sonra ruhunu teslim etmek üzreyken, Henry'ye ölüm döşeğinde yazdığı mektubun son cümlesi şöyledir:

"son olarak, yemin ediyorum ki, gözlerim her şeyden çok seni görmeyi arzuluyor..."

Annesi İspanya kraliçesi İsabella gibi savaşçı bir kadındı, yardımseverdi, biraz fazla dindardı ama harbi kadındı Catherine. Lakin ne yaparsın ki bahtsızdı nur içinde yatsın...

Anne Boleyn, İngiltere kraliyetinin efsane kadınıdır, bizdeki Hürrem Sultan neyse Anne Boleyn de odur İngiltere için. Bir sürü kitaba, filme konu olmuştur bu kadının kısacık ömrü. VIII. Henry ile ilgili her eserde başı çeken isimlerdendir. Neden mi? Hemen başlayalım anlatmaya:

Efenim bu kadıncağız evvela aileden şanssız. Babası Thomas Boleyn diplomat, kralın en yakınındaki adamlardan, fakat bir o kadar da kaypak. Önce evli barklı kızı Mary Boleyn'i krala peşkeş çekiyor, allem edip kallem edip damadını sürgüne göndertiyor, Mary'yi krala metres yapıyor. Bir süre sonra bakıyor ki kral Mary'den sıkılmaya başladı, adamın gönlü başka taraflara kayıyor hemen Anne'i sokuyor devreye. Anne de o vakitler önce Hollanda'da sonra Fransa'da saray nedimeliği yapmış, iyi eğitim almış bir kızcağız. O zamanların kadınlarından farklı olarak özgüveni yüksek, tavırları rahat filan kralın dikkatini hemencik çekiyor.

Aslında saraya gelmeden önce dük Henry Percy ile evlendirilmişti, lakin dükün daha öncesinden başka biriyle evlendiği ortaya çıkınca evlilikleri iptal oldu elbette. Artık hür bir kadın olan Anne dükten yediği kazık ve ailesinin doymak bilmeyen iktidar arzusundan dolayı kralı tavlama hırsına kapılıyor ve sarayda daha çok boy göstermeye başlıyor, güya metres olan kız kardeşini ziyaret ediyormuşcasına. Kralın Anne'i farkedip ona vurulması uzun zaman almıyor, adam zaten şıpsevdi, dişi sineğin zarf attığını görse halleniyor itin ürediği!

Ama Anne akıllı, Mary gibi metres olmayı kabul etmiyor, evlenmeden koklatmam diyor. E kral o sıra Catherina'yla evli, zinhar evlenemez Anne'le, "valla bana ne" diyor bizim Anne, "ya kraliçe olacağım, o tacı giyip tahta oturacağım, ya da sittin sene iç çamaşırlarımla idare edersin!" Kral ne etsin, aşk gözünü kör ediyor, bizim zilli Anne de hergün türlü oyunlarla, işvelerle arzusunu körüklüyor adamın. Bu da Catherine'dan boşanmaya karar veriyor en nihayetinde.

Catherine, ölürüm de boşanmam diyince çareyi papa hazretlerine çıkmakta buluyor bizim Henry. "Ben abimin karısıyla evlendiğim için pişmanlık duyuyorum." diyor. "8 tane çocuğumuz oldu aralarından sadece biri yaşadı" diyor (Mary Tudor). Sonuç olarak evliliğinin lanetli olduğunu iptal edilmesini istiyor, zaten Catherine'le evlendiğinde onun çoktan abisinin karısı olduğunu falan anlatıyor. Yani kadının iffetine, haysiyetine iftiralar atarak onu başından atmaya çalışıyor.

Ama katolik kilisesi bunu yer mi? Yemiyorlar, kraliçeyi ifade vermeye çağırıyorlar, o da İncil'in üzerine el basıyor "ekmek çarpsın evliliğimde bir kusur yok!" diyor. Kilise kraliçeyi haklı bulup kralın talebini reddediyor. O zamanlar kral bir de varis derdine düşmüş tabi. Catherine'den olan oğulları doğduktan sonra hep ölmüşler, geriye bir Mary kalmış o da kız olduğundan işe yaramaz diyor eşşoğleşşek. (ardından gelen I. Elizabeth'in yaptıklarından sonra utancından mezarında takla atmış mıdır acaba domuzun dölü!)

Anne Boleyn
Kral, "ulan ne bok yesem de Catherine'i rafa kaldırsam acaba?" diye düşünürken reformist Boleyn ailesi el birliğiyle kralın beynini yıkamaya girişiyorlar. Martin Luther'dan bahsediyorlar, bağımsız kilise diyorlar, reform diyorlar ve kralın aklını çeliyorlar. Bu yeni fikirler ışığında kral buldumcuk olmuş gibi seviniyor ve katolik kilisesine resti çekiyor. "Artık size bağlı değilim, kendi kilisemi kuruyorum, vaktiyle sizin adınıza katlettiğim onca protestana da Allah rahmet eylesin, iyi insanlardı ama bağnaz kilisenin oyununa geldim haklarını helal etsinler." diyor ve papa bunları aforoz ediyor. "Çok da şeyimde!" diyen VIII. Henry hemen Anglikan kilisesini kuruyor ve kendini de kilisenin başı ilan ediyor. Hem halifeyim hem padişah, bundan sonra din de devlet de benden sorulur diyor ve Anglikan kilisesine bağlılık yemini etmeyen herkesi, saraylısını da köylüsünü de kılıçtan geçiriyor. (Büyük bir kısmını da diri diri yaktırıyor.)

Tabi bu uğraşlar yaklaşık 6 yıl kadar sürüyor. Kralın kilisenin koltuğuna oturttuğu başpisikopos Thomas Cranmer, Catherine ile evliliklerini geçersiz sayıyor ve kızları Mary'yi de gayrımeşru ilan ediyor. Böylece Mary'nin varislik hakları da elinden alınmış oluyor (sonraları kral, ölmeden kısa bir süre önce Mary'yi tekrar varisi ilan ediyor). Bu esnada da İngiltere tarihinde ilk kez bir kadın yönetimde söz sahibi oluyor. Anne Boleyn "Pembroke Markizi" ünvanını alıyor. Hemen nikah kıyıyorlar ve Anne kraliçe tacını giyiyor. Yalnız o sırada Anne 4 aylık hamile, sen 6 yıla yakın sık dişini, işin nihayete ermesine 4 ay kala sal ipleri elinden, olmadı Anne, yakışmadı sana!

Nitekim, bu evlilik üç yıl sürer, hatta Anne'in kendi tabiriyle 1000 gün. Bu üç yıl içerisinde Anne üç kez hamile kalır fakat çocuklarından sadece, ileride İngiltere'nin en güçlü hükümdarı olacak olan Elizabeth hayatta kalır. Kral bakar ki bu evlilikte de hayır yok, kraliçe bir türlü erkek evlat doğuramıyor, onu da sepetlemenin yollarını arar bir şekilde. Hayır bir de Anne, Catherine gibi sakin, sessiz değildir, kralın kaçamaklarına göz yummaz. Hergün dırdır eder, ağlar sızlar kralı canından bezdirir. Zaten maymun iştahlı Henry o ara gönlünü başka bir güzele kaptırır, Jane Seymour'a.

Kralı dost edineceğim derken saray içerisinde bir çok da düşman kazanmıştır Anne. Kral onu emekliye ayırmanın planlarını yaparken bu düşmanlar harekete geçerler. Anne'in zaten büyücü olduğunu, o sayede kralı elde ettiğini, çocuklarının ölü doğmasının sebebinin de bu olduğunu ileri sürerler. Hatta bu Anne öyle şırfıntıdır ki kendi öz kardeşi George Boleyn de dahil saraydaki bir kaç erkekle zina yapmıştır evliliği süresince. Kral bunu öğrenince yıkılır(!) beyninden vurulmuşa döner ve Anne'i yargılanmak üzre Londra kulesine kapattırır.

Kardeşi George Boleyn, Anne'le ensest ilişki yaşadığını türlü işkencelere rağmen kabul etmez, "tövbe estafurullah, olum manyak mısınız lan sizin ananız, bacınız yok mu?" diye feryat eder. Diğer zanlılar Sir Francis Weston ve Henry Norris de, "dünya ahiret bacımızdır, kraliçemizdir" derler, onlar da kabul etmezler kraliçeyle zina yaptıklarını, onca işkenceye rağmen. Bir tek saray müzisyeni Mark Smeaton işkencelere dayanamaz ve kabul eder bu iftirayı. Hayvanın evladı!

Sonuç olarak kraliçe Anne 1000 günlük evliliğinin ardından ensest, zina ve vatan hainliği suçlarından idama mahkum edilir. Biricik kocası haşmetli majeste Henry ona üç adet seçenek sunar. Ya diri diri yakılacaktır, ya boynu baltayla kesilecektir, ya da kılıçtan geçirilecektir. Anne yakılmayı direkt listeden çıkarır. Baltayla öldürülmek de istemez çünkü bazen baltalar kör çıkabilmekte ve fazla can yakmaktadır. Başının kılıçla kesilmesini, celladın da Fransa'dan getirilmesini talep eder, zira Fransız cellatlar bu işin erbabıdır.

Anne'in idamından iki gün önce abisi George ve diğer tutuklular idam edilirler. İdamdan bir gün önce de VIII. Henry Anne'i Londra kulesinde ziyaret eder. Aralarında geçen kısa diyalogda Anne'in en akılda kalan sözleri şunlar olmuştur:

"Duyduğum kadarıyla cellat işinde oldukça iyiymiş, benim boynum da küçüktür zaten."

Anne 19 mayıs 1536'da idama götürülür. Ama idamdan önce Henry, vaktiyle yanıp tutuştuğu, uğruna koca kiliseye rest çektiği Anne'ciğinin canı yanmasın diye cellada talimat verir. Cellat da bu talimata uyarak Anne'in diz çöküp duaya başladığı ve dikkatinin dağınık olduğu bir anda vurur kılıcı boynuna. Hatta o kadar ki, cellat Anne'in kesik başını eline alıp halka doğru tuttuğunda hala gözlerinin açık ve dudaklarının oynar halde olduğu söylenegelir. O zamanlar da kimse demez beyin, baş kesildikten sonra 10 saniye kadar daha fonksiyonlarını yerine getirir diye. "Vay aq, kadının başı kesildi hala konuşuyo lan, kesin büyücü anasını satim, kral boşuna öldürtmemiş!" der cahil cühela.

Ve anlıyoruz ki İngiltere'ye en parlak dönemini yaşatan I. Elizabeth zekasını annesinden almış. Anne, o dönemin kraliyet ailesi için de VIII. Henry için de fazla zeki bir kadınmış aslında. Yazık olmuş o zekaya. Hatta bir rivayete göre, kral ondan boşanmak ve ölmek arasında bir tercih yapmasını istemiş ve Anne ölmeyi tercih etmiş. Şayet boşanmayı seçerse kızı Elizabeth'in gayrımeşru sayılacağını ve taht üzerindeki hakkını kaybedeceğini biliyormuş çünkü.

İşte o vakit İngiltere tarihi çok daha farklı, belki de çok daha kötü bir seyir alacaktı. İngiltere, şu çok övündüğü şanlı tarihini, yerlere göklere sığdıramadıkları kraliçeleri Elizabeth'in varlığını bu kadının yaptığı seçime borçlu...

Anne Boleyn hakkında yazılan çizilen bir sürü kitap olmasının yanında, hayatı birçok kez sineman ve tiyatroya uyarlanmıştır. Bunlardan en ünlüleri 1969 yapımı "Anne of a Thousand Days" (bin günlük mutluluk) filmi, ve son bir kaç yıldır isminden sıkça söz ettiren "The Other Boleyn Girl" (Boleyn kızı) kitabı ve onun filme uyarlanışı.

Biraz fazla uzun oldu farkındayım, o sebeple VIII. Henry'nin talihsiz eşlerini anlatma sekansıma burada ara vereceğim.

Pek yakında, kaldığım yerden, yani Jane Seymour'dan devam edeceğim. Şayet bu yazıyı sonuna kadar okuma sabrını gösterdiyseniz ve hoşunuza da gittiyse, devamını da okumanızı tavsiye ederim.

Edit: seriyi tamamladım gençler, buyurun devamı:

Adam değilsin VIII. Henry (vol. 2)
Adam değilsin VIII. Henry (vol. 3)

7 comments:

springoss said...

Şu kralların ve bizim padişahların uçkur dertleri ve onların bu dertleri yüzünden kesilen kelleler beni hasta ediyor yahu. Puştsun lan Henry :))

lacrymosa said...

aslında VIII. Henry, erkeklerin beyinleriyle değil tenasül uzuvlarıyla düşündüklerinin en canlı örneği bana kalırsa...

Sazan said...

Azizim, eline sağlık. Ben uzun zamandır bu kadar keyifli bir yazı okuyup, bi şeyler hatırlayıp öğrenmemiştim...

İşte tarih böyle yazılır arkadaş...

Ne desem boş, vallahi pek keyiflendim sanah sabah, ikincisini, üçüncüsünü hatta beya beya devamını bekliyorum...

Sırf bu satırlara vesile oldu diye bile sevebilirim 8. Henry'yi :)

Aklıma da Ghost'taki şarkı geldi şimdi, ben 8. Henry'im :)

İyi kal...

lacrymosa said...

hah işte böyle gaza getirin ki daha çok yazayım ben de :P

çok çok çok kısa bir zamanda devamı da gelecek sevgili sazan, için rahat olsun :)

AVRAM said...

Thomas Moore.. Onu atlamışsın.:))
Herşey İngiltere için-di.. Ve dua etmesi lazım İngilizlerin, henüz viagra diye bir şey ortalıkta yoktu. Maazallah...

lacrymosa said...

More'u unutur muyum, benim adamım o!ama işin içine onu da katarsam çok çok çok uzatmam lazımdı. onun için ayrı bir yazı yazmayı planlıyorum, Thomas More temalı...

Azura said...

Ah, pek güzelmiş bu yazı! The Tudors'u Anne öldükten sonra izlemedim. Ancak finalini izlemeden de edemedim haliyle. Bi dünya da sövdüm elbet. Anne'i nedense çok seviyorum ben. Üstünden kaç yy geçmiş kim ilir bu tarih kaç kere yazılıp çizilmiştir kesin bilgiler nedir ne değildir emin olmamız çok zor ama bilindiği kadar bunlar ve ben Anne'i zekası yönünden çok seviyorum. Haliyle Elizabeth'i de pek severim. Hay canum benim.