Saturday, 27 August 2011

Adam değilsin VIII. Henry (vol. 2)

Geçtiğimiz günlerde VIII. Henry'ye duyduğum kin ve nefreti kusmak için başlayıp tarih dersine dönüştürdüğüm Adam değilsin VIII. Henry yazı dizime devam etmek için yeniden blog başındayım sevgili dostlar.

İlk yazıda bahtsız Aragonlu Catherine ve ailesinin kurbanı olan Anne Boleyn'den bahsetmiştim, bugün kaldığım yerden, Henry'nin üçüncü ve en çok sevdiği, "İngiltere'nin gerçek kraliçesi" olarak adlandırdığı karısından bahsedeceğim.

Jane Seymour, Henry'nin teee Anne Boleyn'le evliyken abayı yaktığı bir genç kızımızdır. Saraya Aragonlu Catherine'in nedimesi olarak gelir, daha sonra Anne Boleyn'e hizmet eder. En az Boleynler kadar hırslı ve iktidar düşkünü bir ailesi vardır. Derler ki ailesinin dayatmasıyla masum kız ayaklarına yatıp kralın altından girdi üstünden çıktı gönlünü çaldı haspa!

Jane Seymour
Kimi kaynaklara göre Jane aslında siyasetten filan anlamaz, ailesinin elinde bir piyondur sadece. Çünkü eğitimi ne Aragonlu Catherine, ne de Anne Boleyn kadar iyi değildir. Bu kızcağız hayırlı bir kısmet bulsun, boy boy çocuklar doğursun, etliye sütlüye karışmasın diye yetiştirilmiş, halk arasında "helal süt emmiş" diye tabir edilen kızlarımızdandır.

Gavurun dölü Henry, Anne'in idamından hemen sonra, daha 24 saat dolmadan gider Jane'i Allah'ın emri peygamberin kavliyle babasından ister, daha o gün sözlenir bunlar, Anne'in kırkı bile çıkmadan evlenirler hemen.

Henry Jane'i "İngiltere'nin ilk gerçek kraliçesi", kendisinin "ilk gerçek eşi" olarak görür, dünya bir yana Jane bir yanadır onun için. Jane de mülayim bir ev hanımıdır netekim. Ama onun Henry ile ilgili gerçek duyguları hiç kimse tarafından net olarak bilinmez. Aragonlu Catherine'in gayrımeşru ilan edilen kızı Mary'yi kanatlarının altına alır, yeniden sarayda yaşamasına vesile olur. Anne'in kızı Elizabeth'e de öz kızı gibi bakar. Ve Henry'nin yıllardır hasretiyle yanıp tutuştuğu "erkek" evladı ona yine Jane Seymour verir. VI. Edward'ı doğurarak Henry'yi dünyanın en mutlu g.t oğlanı yapar çok afedersiniz.

Ah ah, ama hiç kimse bilmez ki Jane, Anne Boleyn'in ahını almıştır. Anne, Henry'nin bu kadına ilgisini zaten biliyordur ya, ölüm fermanı verilir verilmez, Jane'in doğumdan sonra çocuğunun hayrını göremeden ölmesini diler tüm kalbiyle. Ne Jane o evliliğin hayrını görsün, ne de Henry diye yalvarır yaradana.

Hah sonra ne mi olur? Jane doğumdan bir kaç gün sonra, evladının vaftiz törenine bile katılamadan ölür. Bir rivayete göre Henry, Jane'in tabutunun başında anıra anıra ağlar. "İlk gerçek aşkım" dediği kadının kaybetmesinin ardından derin bunalımlara girer, beter olasıca!

Bu evlilik aslında en çok Aragonlu Catherine'in kızı Mary'ye (daha sonraları Bloody Mary diye anılacaktır) yaramıştır. Hem saraya döner, hem de VI. Edward'ın vaftiz annesi olmakla ödüllendirilerek saraydaki yerini sağlamlaştırır.

Bundan sonra VIII. Henry için mantık evliliği dönemi başlar. İki yıl boyunca (Henry puştu için rekor niteliği taşıyan koskoca iki yıl) bekar yaşar, biricik Jane'inin yasını tutar. Ama yaş ilerliyor elbette, gençlik zaten gitmiş. Eşe dosta, yakınlarına helal süt emmiş, saraylara layık, aklı başında, oturmasını kalkmasını bilen ama burnunu öyle her şeye sokmayan, git dedin mi gidecek, gel dedin mi gelecek, boyu boyuna, huyu huyuna bir kız arasınlar diye haber salar.

Kralın sağ kolu, genel sekreteri reformcu Thomas Cromwell sayesinde dördüncü izdivacı için münasip bir eş bulunur kendisine. (Arkadaş bir kralın etrafında bu kadar mı godoş barınır!)

Clevesli Anne, taa Cleves diyarlarından (aslında Cleves ne yanına düşer hiçbir fikrim yok ha! Hollanda'nın oralarda mıydı ki acep?) gelir kraliçe olmaya. Cleves dükünün kızıdır, anası babası reformcudur bunun, maaile "lutheryan"dırlar.

Thomas Cromwell bu hanım kızın bir portresini gösterir krala. (Tabi Cromwell'in amacı Avrupa'nın diğer bölgelerinden İspanyollar'a karşı müttefik kazanmak. Kralın zevki zerre şeyinde değil kısacası) Kral, "hmm" der, "gideri var, söyleyin atlasın gelsin görüşelim." Clevesli Anne kısa zamanda kralın huzuruna çıkarılır. Henry bir buna bakar, bir portreye, "Allah allah" der, "Ulan bi resimdeki huriye bak, bi de karşımdaki gudubete..." Şaşırır filan ama çaktırmaz. Aman yaaa evleneyim gitsin diye düşünür, olmazsa kafaya kese kağıdı filan... hallederiz.

Clevesli Anne
Bunlar evlenirler. İlk geceden sonra kralın Anne'den memnun olmadığı herkesçe farkedilir. (Bana kalırsa çirkin filan değildi Clevesli Anne, yalnız biraz soğuktu, e adam da alışmış işveye, cilveye, fingirdeşmeye tabi. Sarayda kraliçe, mutfakta aşçı, yatakta o...pu olabilecek kadınlara düşkün sonuçta...)

Bir de şöyle bir şey söylenegelir, Anne kralın huzuruna ilk çıktığı gün buna milletin içinde laf sokmuş (artık ne dediyse) kral da o gün bir bozulmuş (çok da fifi, iyi olmuş eşşoğlusuna) bir daha ısınamamış bizim Clevesli dilbere. İlk intiba önemli elbette...

Kral ıkına sıkına ancak yedi ay dayanabilmiş bu evliliğe. Almış Anne'i karşısına, "bence bizde ten uyuşmazlığı var, ben boşanmak istiyorum." demiş. Clevesli Anne, ne Aragonlu Catherine gibi direnmiş, ne de Anne Boleyn gibi "ölürüm de boşanmam" demiş. "Valla bence de en temizi!" diyip kabul etmiş boşanmayı. Kral zaten tekin adam değil, sağı solu belli olmuyor, ters bir şey söyler de kellesinden olur diye hiç karşı çıkmamış.

Henry de kral ya şimdi, arkasından ileri geri konuşmasınlar diye kendini haklı çıkarmak istemiş. İngiltere halkına, Anne'in daha öncesinden başka biriyle sözlü olduğu için bu evliliğin zaten geçersiz olduğu ve iptal edildiği söylenmiş. Kusur illa ki kadında olacak çünkü!

Anne'den boşandıktan sonra kral ona nafaka olarak saraylar, mücevherler, araziler verir. Aslında bu hediyeler kral için bir nevi, "aferin bana karşı gelmedin, dediğimi yaptın kelleyi korudun." demenin başka bir yolu. Bir de boşandıktan sonra tutmuş bunu "the king's sister" ilan etmiş. Hee tabi, baktı gideri yok, "dünya ahiret bacımsın", s...tir ordan!

Valla ben portrelere filan baktım bana kalırsa Henry'nin talip olduğu en giderli manita bu hatun gibi sanki. Ama tabi portreye bakınca Henry de öyle sanmıştı ya... Hayır bir de  The Tudors'ta Clevesli Anne'i Joss Stone oynamış (o bölümleri izlemedim ben ya püfff), gayet dünya güzeli, taş gibi hatun. Acaba dizi yapımcılarının amacı da, "kadında bişi yok hacı tamamen kralın şımarıklığı" demeye getirmek mi ki?

Bak az kalsın unutuyordum, kral Clevesli'den boşandıktan sonra başta Thomas Cromwell olmak üzre, onu bu kadınla başgöz etmeye çalışan kim varsa hepsini idam ettirmiş. Vay efendim siz büyücüsünüz de, vatan hainisiniz de, beni kandırdınız da evlendirdiniz bu godzillayla diyip bir bir öldürtmüş bizim reformcuları. Arada bir iki tane papacı da kaynamış ama onlar neden bok yoluna gitmiş hiç bilemiyorum.

Böylece Henry 4. karısını da başından savuşturmuş oluyor sevgili canlar. Clevesli de o saatten sonra bir daha da evlenmemiş. Kendisine hediye edilen saraylarda kedileriyle ve nedimeleriyle yaşayıp 40-41 yaşlarında hakkın rahmetine kavuşmuş.

Muhtemelen, "ben seni beğenmedim" diyerek kadının özgüvenini kırdı Henry domuzu. Böyle bir muameleye maruz kalan her kadın zannımca biraz soğurdu erkeklerden de, evlilikten de. Ama bizim VIII. Henry ne kadınlardan ne de evlilikten soğur. Celeves dilberinden boşanır boşanmaz Catherine Howard'a takar kancayı.

Emme velakin her zamanki gibi sözü fazla uzattığım içüüün, devamını diğer sekansa bırakıyorum... Kadersiz çocuk Catherine Howard'ın hikayesini başka sefere okursunuz artık. "Catherine Howard's Fate" diye şarkısı bile var hem...

Edit: "terim soğumadan hızla okumaya devam edeyim" diyenler buyursun:

Adam değilsin VIII. Henry (vol. 3)


8 comments:

Sazan said...

Blogumda bunu okuyunuz diyerek serine yer vermek isterim, ne dersin?

lacrymosa said...

aaa tabi, çok hoşuma gider :)

AVRAM said...

Yahu Moore'u unutmuşsun Moore'u.:)

lacrymosa said...

More'un benim için önemi bu diziye sığmayacak kadar fazla, o sebeple onu başka bir yazıya saklıyorum...

springoss said...

ben bu henry'nin kafasını ve ayrıca başka bi taraflarını doğramak istiyorum!

CherrybLossomgirL said...

süpersin , henry henry olalı böyle eleştirilmemiştir :)

lacrymosa said...

öldükten sonra mezarında takla bile attırmışlardır da ölmeden önce eleştirmek sıkar biraz tabi :)

Asortik Krep said...

Tarihi hep böyle yazmak istemiştim, süper olmuş, devamını bekliyoruz :)