Showing posts with label Charles Bukowski. Show all posts
Showing posts with label Charles Bukowski. Show all posts

Friday, 7 December 2012

Buralardan bir Charles Bukowski geçti 2

Farkettim ki, yıllar önce buraya yazdığım şu yazıda dostlar, Bukowski'ye haksızlık etmişim. Sanırım bu, onunla hayatımın çok da erken olmayan bir evresinde tanışmamdan ileri geliyor. Zira gençliğimde, her ne kadar feminist olsam da, sanırım yazarların içsel yansımalarına ve edebi kişiliklerine karşı daha hoşgörülüydüm.

Aradan yıllar geçtikçe hem içimdeki iflah olmaz hümanisti öldürdüm, hem de insanlara karşı daha tahammülsüz oldum sanırım. İtiraf edeyim ki bu iki kötü özelliği mesleğime de yansıtmaya başladım ve daha da kötüsü, bundan hiç rahatsız değilim.

Bukowski'ye dönecek olursak, Kadınlar'ın ardından onu okumaya 1 yıl kadar ara verdim. Çoğunlukla, okuduğum ilk romanını sevmediğim, görüşlerinden rahatsızlık duyduğum yazarların diğer kitaplarına dönüp bakmam bile. Ama, neden bilemiyorum, içimde bir dürtü Bukowski'ye bir şans daha vermemi söyledi. Belki de satır aralarına sıkıştırdığı ve üzerinde düşündükçe farketmeye başladığım toplumsal duyarlılığı beni buna itti.

Böylece Factotum, Sıcak Su Müziği ve Pulp'ı da okudum. Yazara gerçekten haksızlık etmişim! Tek bir romanından dolayı önyargılı davrandığım için pişmanlık duyduğum çok az yazardan biri haline geldi Charles Bukowski. Çok basit hayatları, basit bir dille anlatarak çürümüş sistemin derinlerine inişine yer yer hayran kaldım çünkü.

Üzerine uzun uzun konuşmak, uzun uzun yazmak isterim, ama bu cuma akşamında henüz, Bukowski felsefesine soyunacak kadar güzelleşmedi kafam. Keşke alkol stoğum biraz daha fazla olsaydı. İşte o zaman tam Bukowski kafasında yazardım ki benim gibiler okumasın...

Sunday, 23 September 2012

Drafts of ante noctem (3)

Whenever I write under this title, I desire to talk about Virginia Woolf  and the tecnique "stream of conciousness". It covers my mind unintentionally, as if I've dedicated the title to her.

Actually, (to confess) somehow I like to write under this title before I go to bed. It makes me feel that I leave all the mass of thoughts I have during "turning on pillow time" on this page and sleep peacefully. Of course I'm only deceiving myself, coz it's impossible to get rid of what I've got in mind and depths of mind.

Having a vivid memory is my curse! That is why I can't move on easily. That is the reason why I cannot depart from my past. F.ck the oblivion, I've already given up on that; yet it doesn't even gets "flu" enough not give pain, shame, happiness, hope, longing... and what emotions else it makes me feel! I'm unlucky in many aspects. I can count many haplessness and curses I have from birth, but none of them affects me more bitterly than the CLEAR MEMORY! (as an elephant)

But memory is such a complex and inexplicable shit that, sometimes I can never remember the simplest things. For instance when I'm playin' chess, at the beginning of the game, I always (literally always) get confused the exact places of "check" and "queen". I always do it, without any exceptions. However I'm playing it since I was 15.

Indeed, I'm not here to write about my memory or personal experiences. I just wanted to write things that nobody understands, nobody knows, nobody cares. Or some Bukowski kinda words, which seem immoral and disgusting, in fact means so many important things, but that's not my style. I can only swear mouthfully that's all.

I feel so fool coz these are not the words I came here to write. I triffled again. Mostly I can't prevent it. I'm not so assertive to triffle in face to face talk, but when it comes in writing I don't have a limit.

Whatever, no need to belabour. If I have many important things to explain I can return willingly you know. Until than, that's all folks!

Kisses...

Monday, 11 October 2010

Buralardan bir Charles Bukowski geçti

İlk okuduğum kitabı Kadınlar olmamalıydı diyorum kendi kendime.

Çok bahsediliyordu adından, sanal alemde ona ait sözleri kullanarak felsefe yapıyordu genç beyinler. Bulunduğum bir iki ortamda da bahsi geçince, “ehhh!” dedim, “kimmiş la bu bukowski? meziyetleri neymiş?” diyip kitaplarını incelemeye koyuldum.

Tahmin edileceği üzere gözüme ilk çarpan Kadınlar oldu. Aldım, okudum, beğenmedim. Bu kitabı yazarken neyi amaçladığını bile anlamadım tam olarak. Romanda tasvir ettiği adam (Henry Chinaski – ki bu ismi tam beş romanında daha kullanmış) fiziksel açıdan kendisiyle birebir örtüşüyor gördüğüm kadarıyla ve şayet onun hayatı da bu karakterin hayatı gibiyse bu roman okuduğum ilk ve son Bukowski romanıdır, kesin kararım budur dostlar. Adam her romanında bu içi boş yaşam tarzını tanıtacaksa okumamayı yeğlerim. Zira Kadınlar romanıyla, bu insan benim de hayatımdan 3 gün çaldı.

Arada hayata dair birkaç güzel cümle de okumadım değil, ve karakterin vicdanının ince yansımalarına da rastladım sık sık… Fakat şimdi sorsanız, aklında Henry Chinaski’nin yaşamına dair ne kaldı diye, söyleyeceklerim mide bulandırıcı +18 sahneler içerir.


Bundan sonra en fazla Charles Bukowski şiirleri okurum gibi geliyor bana. En azından Kadınlar’ın kötü etkisinden kurtulana kadar Charles Bukowski’ye ait özlü sözleri filan okurum. Herhalde… Ne bileyim…