Showing posts with label mim. Show all posts
Showing posts with label mim. Show all posts

Sunday, 25 December 2011

mim gelmiş hoşgelmiş

Çok saygıdeğer toprak abimiz beni unutmamış,  OYUN ÇOCUĞU adlı naçizane blogunda mimlemiş. Mim sorusu cevaplamakta pek iyi sayılmam ama bir kez daha denemek istedim toprak abimizin (yaşına hürmeten) hatrına.

Bu mim'in konusu 2012 yılından beklentilerimiz arasından 12 tanesini yazmaca imiş. Açıkça söyliyim benim kendi adıma bir beklentim yok, çünkü son 4-5 yıldır her yeni yıl beni hayal kırıklığına uğratarak terketti. Ama sanırım çevrem ve insanlık adına temenni ettiklerimi sıralayabilirim.

  1. evvela içerisinde bulunduğumuz adaletsiz, sömürgeci, yağmacı düzenin bu yıl son bulmasını umuyorum (imkansız olabilir ama en nihayetinde bir temenni).
  2. Yaşar, Metin, Mihrican ve Tugay'ın tez elden özgürlüklerine kavuşmalarını diliyorum. Hatta mümkünse doğum günüme yetişsinler. (Gerçi süre kısıtlı olduğu için pek mümkün görünmüyor şu an) Birlikte kutlayabileceğimizden değil (olsa ne güzel olurdu aslında), ama onların özgür olduğunu bilmek bana ikinci bir mutluluk getirecek.
  3. AKP'nin ileri gelenlerinin toplu halde ebediyete intikal etmelerini diliyorum (kim olduklarını bilirsiniz) çünkü malum zatlar olmazsa parti bir daha kendini toparlayamaz gibi bir kanıdayım.
  4. Serdar Ortaç'ın müziği bırakıp bir sahil kasabasına yerleşmesini ve orada, etliye sütlüye karışmadan kendi domateslerini, biberlerini yetiştirmesini diliyorum.
  5. BJK'nin şampiyon olmasını istiyorum. Kıyamet kopmadan şöyle ağız tadıyla Çarşı taraftarı sloganları atalım.
  6. kişisel olmayacaktı ama çok önemli bu: 10 ekim'den beri yakamı bırakmayan boğaz hastalığımdan yeni yılda kurtulayım artık.
  7. eğitim ve sağlık parasız olsun. halk, en temel hakları üzerinden sömürülmesin artık.
  8. eğitim fakültelerinde revizyona gidilsin, ülkenin en amsalak adamları öğretmen olamasın. bilişsel ve kültürel birikim açısından bir alt sınır belirlensin öğretmen adaylarına.
  9. cemaat yurtları kapatılsın. yeni bir "28 şubat" süreci yaşayalım demiyorum ama beyni yıkanmış öğrencilerle uğraşmaktan yoruldum daha şimdiden.
  10.  Acun Ilıcalı henüz keşfedilmemiş bir ada filan varsa gitsin oraya yerleşsin, o itici konuşma tarzı ve fazlaca şişirilmiş özgüveninden bizi mahrum bıraksın.
  11. 2012 yılı gelirken yanında Marduk'u da mutlaka getirsin, sakın ha unutmasın!
  12. son olarak da... aslında bunu içimden söylesem daha iyi sanki.

Benim 2012'den beklentilerim bunlar, her ne kadar bir çoğu fazla ütopik olsa da. Sonuçta 2011 için de gerçekleşmeyeceğini bile bile birçok şey dilememiş miydik?

Thursday, 25 August 2011

Kitlesel MİM


Selam sevgili okur, (bunu yazmaya nasıl bayılıyorum anlatamam) en mimsever blogger crazywomanrosemary geçenlerde yepyeni bir mimle huzurlarımıza çıktı. Bu sefer mim çok daha kitlesel boyutta. Blogger "en"lerini seçiyormuş meğer. Baktım rosemary uğraşmış, didinmiş "N"lerini hazırlamış, ben de oturup bu kategorizasyona katkıda bulunayım dedim. Çorbada benim de tuzum bulunsun deel mi?  

Buyurun başlayalım;


En iyi tasarım : mary daimon, sanırım blogun o karanlık, o gizemli görünümü bana çok çekici geliyor. 
En güncel : De te fabula narratur, güncellik diyince aklıma siyaset geliyor. Siyaset diyince de benimle aynı görüşleri paylaşan, takip etmekten çok keyif aldığım, yazarından çok şey öğrendiğim bu blog...
En kendini anlatan : uyumuycam'ın topladıkları, günlük yazar gibi birçok duyguyu içinde barındırıyor bu blog, neredeyse "arkası yarın" gibi sunuyor bize yazdıklarını bu blogun sevgili yazarı. 
En akıcı : bahar kokuları, okurken bir bakmışsın yazı akmış gitmiş, bitmiş. Tadı damakta kalmış :)
En güldüren : elbette açık ara masada boş bardaklar, eski ekşi sözlük yazarlarından bir eleman, tespitlerini yarılarak okuyorum. Ama güldürme konusunda t.u.b.a'nın karaladıkları'nı da es geçemem, vicdanım el vermez.
En aşık  : buna cevabım zaten kesinlikle, holywitch :), haa bir de OYUN ÇOCUĞU var, değil mi? Nasıl unuturum ;)
En Eleştiren : komünal işkembe, bireysel ve toplumsal yapıdaki eleştirilerine katılmadan edemedğim çok nadirdir inanın. 
En Bilgilendiren : L A F A N İ N O, gidiyor, geziyor, görüyor en nihayetinde bizi bilgilendirmek için canla başla çalışıyor bu crazywomanrosemary. Daha ne olsun!
En aranan bloger : valla hacım ben en çok görünen o ki yazıyorum'u arıyorum. Eskiden bol bol, severek yazardı, ama artık uğramaz oldu blog'a, öksüz bıraktı oraları.
Sonuç olarak sevgili okurlar, bunlar da benim "N" lerim. Kategorileştirmek pek tarzım değildir, yine de değişiklik oldu benim için. Bu değişiklğe mazhar olmak isediğini düşündüğüm bir kaç blogu da ben mimleyeyim izninizle (ay ilk defa mimliyorum, çok heyecanlıyım).

Haydi gençler iş başına!

Saturday, 13 August 2011

"MİM" gibisi var mı allasen

Mimleri çok seviyorum. Ayda yılda bir geliyor bana ve hoşuma gidenleri, anlamlı bulduklarımı cevaplandırmaya çalışıyorum elimden geldiğince...


Sevgili crazywomanrosemary beni L A F A N İ N Osunda mimlemiş. Ve soru da en sevdiğim yerden gelmiş, sinema. Bundan sebep zaman kaybetmeden yanıt vereyim istedim bu güzide mime.


Efenim mimimiz şu: Çok beğendiğiniz, izlemekten asla sıkılmayacağınızı düşündüğünüz, 3 filmi (üçlemeler üç film olarak sayılacaktır), neden bu kadar beğendiğinizi de açıklayarak yazınız.


Evvela şunu belirtmek isterim ki film izlemeyi çok ama çok severim. Filmlerdeki ayrıntıları yakalamaya çalışmak da hobimdir. Üstünkörü izlediğim çok az film vardır ve onları da duyduğum pişmanlık sebebiyle tekrar izlerim. Sevdiğim onca film varken aralarından üç tane seçmek çok zor geldi bana ama biraz eşeleyince şu filmleri çıkardım heybemden:
  • Pride & Prejudice: İngiliz edebiyatı sevgimden midir, yoksa o döneme hayranlığımdan mıdır bilmiyorum ama bu filmi yaklaşık 200 kez izledim. Hatta geçen hafta bir kez daha izledim, bugün biri gelse, "hadi Aşk ve Gurur'u izleyelim" dese yine izlerim. Aslında bu hikayeyle tanışıklığım taa 7. sınıf sıralarına uzanıyor. İngilizce Reading dersinde zevkle okuduğum hikayelerden biriydi bu. O zamandan beri, hayatımda herhangi bir etki yaratacak bir olay örgüsüne sahip olmamasına rağmen çok seviyorum bu hikayeyi. Özellikle Keira Knigthley'nin başrolünü oynadığı versiyon, manzaralarından mıdır nedir her izlediğimde beni büyülüyor.
  • Fight Club: Tarih ve edebiyat seven bir insan için bu filmi favoriler arasına yerleştirmek tuhaf biliyorum, ama bu filmle birlikte farkettim ki "underground literature" (yeraltı edebiyatı) benim sandığımdan çok saha zengin. Filmi çok kez izledim, sayısını hatırlamıyorum ama her izleyişte yeni bir ayrıntı keşfediyorum. Yönetmenin (David Fincher) o keşmekeşin içinde o kadar mesajı nasıl verebildiğini aklım almıyor. Sanırım film aklımın almadığı kadar fazla ayrıntıyla dolu olduğu için bu kadar seviyorum. Bir de eşsiz repliklerinden dolayı belki de, "Sahip oldukların sonunda sana sahip olur!" Brad Pitt, Edward Norton ve Helena Bonham Carter'ın müthiş oyunculuklarını da yabana atmamak lazım tabi.
  • V for Vendetta: Bu filmi kimlere izletmedim, kimlerle izlemedim ki! Tanıştığım her insana onu öneriyorum, tanıdığım herkese onu izletiyorum. George Orwell'ın Bin Dokuz Yüz Seksen Dört'ünün uyarlandığı filmin devamı niteliğinde gibi ama ben hala çok da çözebilmiş değilim filmi. George Orwell'ın siyasi görüşünü az çok biliyorum ve kitaplarını severek okuyorum, bu filmin hikayesi bana hep onun görüşlerini hatırlatıyor. Ama filmde çözemediğim şeyler, filmle ilgili kafamdan silemediğim soru işaretleri var. Tam olarak neye, hangi görüşe hizmet ettiğini algılamakta zorlanıyor gibiyim. Aynen Fight Club'da olduğu gibi bu filmde de her izlediğimde yeni bir ayrıntı yakalıyorum. Yakaladığım çoğu ayrıntı hoşuma gitmesine rağmen beni rahatsız eden olgular da buluyorum (ilginç dimi?). İngiliz tarihinde beni en çok etkileyen olaylardan biri olan "Guy Fawkes isyanı" üzerine kurulmuş bir hikaye olmasının da filme hayran olmamda büyük etkisi var tabi...

Panpalar bakın mimleri çok seviyorum ama bana sinema, edebiyat filan dediniz mi beyyyle uzzzun uzzzzun yazmadan alamıyorum kendimi. Hayır ben yazarım bana eyi, bana çok eyi de siz sıkılıyorsunuz okurken biliyorum.

Fakat rosemary'ye tekrar teşekkür ederim bu mimden dolayı. Zevklerimi sorgulamam açısından benim için süper oldu...

Öpüngen :)

Monday, 28 March 2011

MİM dediğin soldan sağa dört köşe

Sevgili blogdaşım, sözlükdaşım, facebookdaşım Holywitch uzun zaman önce beni blogunda mimlemiş idi. Fakat gel gör ki hem yoğunluktan, hem de unutkanlıktan cevaplayamamıştım sorularını. Kısmet bugüneymiş diyor ve soru-cevap kısmına geçiyorum.


1-Gün içerisinde eğer gerçekleşirse şok geçireceğin şey: birden bire boyum 10 cm kadar uzarsa şok geçiririm yeminle... hayır bana eyi, bana çoh eyi ama şimdi bi de gardrop yenilemesi, boyuma göre yeni pantolonlar alması var ki bunlar hep masraf...


2-Gördüğün zaman eğer almazsan uyuyamam dediğin şey : MANTI... aklıma gelince bile yemezsem uyuyamıyorum. İşte böyle bi sevda bendeki.


3-Uğruna diyetini bir kalemde bozduğun şey : Diyet yapmıyorum, çünkü zaten sıfır bedenim ben... Şayet yapsaydım uğruna diyeti bozacağım şeyi artık zaten biliyorsunuz, MANTI!!!


4-uğurun var mı? uğurun: Uğurum yok, uğur'a kılım, hiç sevmem, seveni de sevmem! (sözüm meclisten dışarı...)


5-kendine en yakıştırdığın renk : Black&White


6-en sevdiğin takın : Makas kolyem (o nasıl oluyo deme, anlatamam görmen lazım!)


7-takıntın : "sol" takıntılıyım. "sol"a yakın olan her şeyi (mubalağa yapıyorum) severim. solak değilim ama keşke olsaydım... bi de Beşiktaş var tabi, ama o ayrı...


8-ben bu şarkıyı duyunca şakırım : ayıptır söylemesi şakımadığım şarkı yoktur, hele söylemeye başliyim kimse tutamaz. ama galiba en çok "there's no need to argue"yu yürekten söylüyorum...


9-solunda ne var? ne yok ki? hatta bazen "umut" bile yok.






Mantı


Monday, 6 December 2010

MİMlendik ey halkım, unutma bizi...

Geçenlerde, sevgili takipçim ve sıkı takipçisi olduğum Holywitch beni blogunda (kazanında mı deseydim?) mimlemiş ve aşağıdaki 20 adet soruyu cevaplamamı salık vermişti. İşten güçten ancak fırsat bulup soruları titizlikle yanıtladım. İşte gecikmeli mimli cevaplarım:


1-en sevdiğiniz kelime : lacrymosa

2-nefret ettiğiniz kelime : kankito (uyuz oluyorum bunu söyleyenlere, hayır ağızlarına yakışsa anliycam)

3-ne sizi heyecanlandırır? : İngiliz edebiyatı eserlerinin sinemaya uyarlanması (ne zaman böyle bir film çıkacağını öğrensem dört gözle bekliyor, çıktığında da ağzımdan salyalar akıtarak izliyorum)

4-heyecanınızı ne öldürür? : sanatın her dalında vuku bulabilen senkronsuzluk

5-en sevdiğiniz ses : elektrik süpürgesi, saç kurutma makinesi sesleri (acayip uykumu getiriyorlar)

6-nefret ettiğiniz ses : bana her seferinde mantığımı kullanmam gerektiğini haykıran iç sesim. (hayır bi de küfürlü konuşuyor i.ne, rencide ediyor insanı)

7-hangi mesleği yapmak istemezsiniz? : hemşire olmak istemezdim, netekim olmadım da…

8-hangi doğal yeteneğe sahip olmayı isterdiniz?:  Telepati (kontür, fatura derdinden kurtul, oh mis)

9-kendiniz olmasaydınız kim olmak isterdiniz? : Helena Bonham Carter (çünkü deli)

10-nerede yaşamak isterdiniz? : Dublin (İrlanda)

11-en önemli kusurunuz : sabır (böyle… peygamber sabrı derler ya, o var bende uyuz oluyorum)

12-size en fazla keyif veren kötü huyunuz : kendimi, bana gıcık olduğunu bildiğim insanların gözüne gözüne sokarım, laflarımla onların tahammül sınırlarını zorlarım ve bundan çok zevk alırım.

13-kahramanınız kim? : Beatrix Kiddo

14-en çok kullandığınız kötü kelime : “faşist”

15-şu anki ruh haliniz : dingin (ne demekse?)

16-hayat felsefenizi hangi slogan özetler : Tek Yol Devrim

17-mutluluk rüyanız : Oz Büyücüsü’ndeki Dorothy gibi ayakkabılarımı birbirine vurup üç kez “ev gibisi yok” diyince Trakya topraklarına varmak.

18-sizce mutsuzluğun tanımı : Sevdiklerinden en az 1500 km uzakta olmak.

19-nasıl ölmek isterdiniz? : gülerken

20-öldüğünüz zaman cennete giderseniz Allah'ın size ne söylemesini istersiniz? :  “ara sıra bana olan inancını kaybetmiş olsan da, bazı bazı varlığımla ilgili şüpheye düşmüş olsan da özünde iyi bir insan olduğun ve kendinden çok toplumu düşündüğün için seni affediyorum…. Yaşasın halkların kardeşliği….” (evet sonu biraz tuhaf oldu ama O’ndan bunu duymak beni mutlu ederdi)