Showing posts with label mitoloji. Show all posts
Showing posts with label mitoloji. Show all posts

Sunday, 17 February 2013

Rodos heykelinin apış arasından geçmek


Ne zaman Yüzüklerin Efendisi-Yüzük Kardeşliği'ni izlesem, yüzük taşıyıcılarının Ayrık Vadi'den ayrılırken kayıklarla nehirde gidişleri esnasında arasından geçtikleri iki dev heykel bana Rodos Heykeli'ni anımsatır. Dünya'nın 7 Harikası içerisinde bana en ihtişamlı gelen odur nedense. M.Ö 226 yılında, zerre teknoloji yokken insan eliyle öyle bir heykelin yapılması bana inanılmaz geliyor. Ya da ben, o tarz yeteneklere sahip olmadığımdan sanatı fazla abartıyorum.

Rodos heykelinden kısaca bahsedeyim kulaktan dolma bilgilerimle. Makedonya'ya karşı özgürlük mücadelesi veren Dorian halkı savaşı kazanıp Rodos adasına hakim olunca, güneş tanrısı Helios'a şükranlarını sunmak için Rodos limanının girişine Helios'un bronzdan heykelini yaparlar. Heykel 32 metre yüksekliğindedir ve söylentilere göre bacakları limanın iki ucunda açık durmaktadır.

Hah işte olay tam burada başlıyor. Gemiler, kayıklar, tekneler, yatlar limana girerken (efsaneye göre) heykelin iki bacağının arasından geçermiş. Ben merak ediyorum, alttan geçerken heykelin apış arasına bakıp sırıtmayan var mıdır; ya da utanıp bakmayan, geçene kadar başını önüne eğen filan? Çünkü günümüz insanının bu tarz bir heykele vereceği iki tepki böyledir; bir üçüncüsü de hiç yokmuş, orada değilmiş gibi kayıtsız davranmaktır ki bu da ikinci tepkiyle hemen hemen aynı durum gibi.

Düşünsene, Floransa'daki Davut heykelinin resimlerine bakarken bile heykelin cinsel organı görünmüyormuş gibi davranmıyor muyuz? Gerçi heykeli yerinde görmeye giden Asyalı (herhangi bir millet olabilir) vatandaşların alttan parmak şıklatarak heykele "cüccük" hareketi yaparken gizlice fotoğraf çektirdiklerine adım gibi eminim ama...

Şimdi diyeceksiniz ki, "senin için fesat, heykelin her uzvunu nakşetmiş olamazlar ya, bazı kısımlar itinayla gizlenmiştir." E al buyur o zaman binlerce yıldır anlatılagelen tariflere göre heykel şuna benzer bir şeymiş:

Dosya:Colossus of Rhodes 1745.jpg

Bak arkadaşım bunu ben çizmedim, zaten Rodos heykeline dair zilyonlarca çizim var ortada, hatta bir tanesi de Salvador Dali'ye ait. Aha işte Dali abimizinki de bu.

Sonra bir de bu var:


Yani her türlü, laf dönüyor dolaşıyor apış arasından geçerken insanların verdiği tepkiye geliyor bir şekilde. Misal ben geçsem, hiç oralı olmam, ayaklarını filan incelerim, heykelin yapıldığı bronzun kalitesini tartışırım çevremdekilerle, neticesinde utangaç bir yapıya sahibim, heykel de olsa bakmam orasına burasına.

Keşke inşa edilişinden 50 yıl sonraki büyük depremde yıkılmasaydı da günümüze kalsaydı heykel. Rodos yönetimi yıkılan parçaları eritip, depremde oluşan hasarı telafi etmek amaçlı para basmış. Kalanlarla da harabeye dönen adaya saldırması muhtemel düşmanlardan korunmak için silah yapmışlar. Heykelin sadece dizlerinden aşağısı kalmış limanın iki yakasında. Onu da, adayı işgal eden Araplar parçalayıp Musevi bir tüccara satmışlar, öyle diyolla...

Günümüzde ABD'deki Özgürlük Anıtının da Rodos heykelinden esinlenerek yapıldığı rivayet edilir. Emperyalizmin kanında var güzel şeyleri taklit edip kendisininmiş gibi pazarlamak zaar...

    


Saturday, 11 August 2012

Başak burcunun tuhaf hikayesi

"Şimdi de burç yorumculuğuna mı başladın?" şeklinde şahlananlar bi sakin olsun! Günlük burç yorumlarına inanmam. Zaten şu ahir ömrümde inandığım çok az şey, çok az kişi ve çok az varlık var. Bunlardan biri de doğduğun anda yıldızların bulunduğu konumun karakterin üzerinde yarattığı etki. Kütle çekim yasaları, Johannes Keppler'in gezegensel hareket kanunları vs. değil buna inanmamın sebebi. Zaten astrofizik konusunda bilgim ilköğretim 7. sınıf seviyesinin üzerine çıkmamıştır, ama astronomiyi severim, astrolojiye de gökyüzüyle ilintilendirildiği için ilgi duyarım.


Başak'ın simgesi
Bilindiği üzre Başak takımyıldızı, Latin kökenli diller ve Roma İmparatorluğu kökenli tüm milletlerce "Virgo" olarak adlandırılır. "Bakire" anlamına gelen bu sözcüğün niçin bu takımyıldızına/burca verildiğini merak ettim ve sizin için araştırdım.

(Yalnız kardeşimin de Başak olduğunu es geçmem; bu burçtan olanların ukala, çok bilmiş, üşengeç, umursamaz gibi kötü; zeki, pratik, yardımsever gibi iyi özelliklerini bu yarı tarihi, mitolojik yazı içerisine dahil etmemem gerekiyor. Bilginize, arz ederim.)

Aslında itiraf etmek gerekirse, bu merakımı tetikleyen Gabriel Garcia Marquez'in Benim Hüzünlü Orospularım romanının ilk sayfalarından birinde, bir genelev patroniçesinin, romanın baş karakterine, "ortalıkta dolanan tek bakireler, siz ağustos doğumlu başak burçlularsınız" şeklinde kurduğu cümledir. Zihnimde bir ışık yanmasına sebep olmuştur bu cümle. 11 yaşımdan beri "Virgo"nun (virgin)  Başak burcu olduğunu biliyor, fakat bunun kökenini araştırma ihtiyacı duymuyordum sevgili canlar. Sağolsun Marquez şu araştırmacı ruhumu canlandırdı ve ben de sizlerle paylaşmak için yepyeni bilgiler edindim, hadi yine iyisiniz!

Bu takımyıldızı ve burç Virgo ismini, gelmiş geçmiş en ünlü bakire Hz. Meryem'den alıyor (ikinci en ünlü bakire de Britney Spears'tı şayet bekaret yeminini bozmasaydı). Daha doğrusu bu yıldızlar topluluğunu Hz. Meryem'e ithaf etmiş Romalılar. Kendisinin bu burcun konumunda doğduğu mu hesaplanmış, yoksa mitolojide bu yıldızların ilişkilendirildiği tanrıça, Meryem'den önceki en ünlü bakireymiş de ondan mıymış, o kısım biraz belirsiz. Ama Virgo adının nereden geldiği konusunda birden çok mitolojik hikaye olduğunu gördüm araştırmalarım sonucunda.

Hikaye no:1 . Bu hikayelerden ilki, tanrıça Artemis'e bağlılık yemini eden ve onun yanından ayrılmayan güzeller güzeli nymph (peri) Callisto'nun hayatına aittir. Callisto, Artemis'e bağlılık yemini ederken bakire kalmaya da yemin eder. Çünkü Callisto, hikayeden öyle anlaşılıyor ki tarihte anlatılan ilk lezbiyenlerdendir ve Artemis'e sırılsıklam aşıktır. Ondan başkasını gözü görmez. (Bakireliği de, vaktiyle aynı yemini etmiş olan tanrıçaya bir jesttir kanımca.)

Malum mitolojinin ve tarihin en gözü doymaz, en uçkuru gevşek karakteri baş tanrı Zeus'tur. Zeus bu periye de göz koyar ama Artemis'e olan bağlılık yemininden dolayı onu kandıramaz. Baş tanrılık müessesesinde çarelerin tükenmeyeceğini bilen Zeus bir gece Artemis'in kılığında Callisto'nun koynuna girer. Callisto'nun bu oyunu anlaması uzun sürmez ama iş işten çoktan geçmiştir.


Callisto
Bu birliktelik sonucu bakire peri ablamız hamile kalır. Bunu öğrenen Artemis Callisto'yu da, Zeus'la birlikteliğinden doğan çocuğu Arcas'ı (Arkas diye de bilinir) da kovar. Artemis öğrenir de, Zeus'un resmi nikahlı zevcesi Hera öğrenmez mi! Hera küplere biner, intikam hırsıyla yanıp tutuşarak Callisto'yu ayıya dönüştürür (evet bildiğimiz ayı). Böylece Callisto çocuğundan da koparılır.

Arcas büyüyüp de delikanlı olduğunda (Arcas'ın nasıl büyüdüğü, kimler tarafından büyütülüp o yaşa getirildiği konusunda herhangi bir bilgi yok, ama sonradan kurulan Arkadya bölgesi adını ondan alır.) sık sık ava çıkar ve bir gün ayı suretindeki Callisto'yla karşılaşır. Peri ablamız oğlunu hemen tanır, kollarını açar ona, yalnız dev bir ayının yükselip de kollarını bana doğru açtığını hayal ettim de, vay anam! Anında silahıma davranırım. Netekim Arcas da öyle yapar, okunu gerer ve tam anasını vuracakken hasbelkader olan biteni gören Zeus, Arcas'ı küçük bir ayıya dönüştürür. Hikayenin bu kısmında, aslında her seferinde mahallenin laf taşıyıcı piçi gibi görüdüğünü, duyduğunu etrafa yetiştiren, tanrıların habercisi Hermes devreye girer ve olanı biteni gider Hera'ya anlatır. Zeus bunu bildiğinden, hem eski sevdiceğini hem de oğlunu Hera'nın şerrinden korumak için bunları kuyruklarından tuttuğu gibi gökyüzüne fırlatır. Callisto Büyük Ayı (ursa major), Arcas da Küçük Ayı (ursa minor) adıyla anılır bundan sonra.

Ama azizim Hermes'in azğı torba değil ki büzesin, tabii ki Hera'ya anlatır son gördüklerini. Hera son bir numara yapıp Callisto'ya sonsuz ızdırap vermeye kararlı olduğundan, Poseidon'a gider ve bu takımyıldızının bir daha asla denizde yıkanmamasını ister. Bu sebeple Büyük Ayı'nın hiçbir zaman batmadığı rivayet edilir.

Denizde yıkanma olayı da şu: denizle gökyüzünün birleştiği yerde, yani ufuk çizgisinden yıldızların konumları gözlemlenirmiş. Bazı yıldızlar bu ufuk çizgisinden kayıp denize giriyormuş izlenimi verirmiş. Yunanlılar da bunu, yıldızların belli dönemlerde denize girip yıkanıyorlarmış gibi alıgılarlarmış. Dünyanın dönüşleri sebebiyle bazı aylar, bazı yıldız kümeleri, dünyanın bazı bölgelerinden görülmez. Fakat bu durum Kuzey yıldızını da içinde barındıran Küçük Ayı ve onun güneyindeki Büyük Ayı için geçerli değilmiş, bunun sebebi de eksen eğikliği imiş. Kuzey yarım küreden, yılın her ayı bu iki yıldız kümesi görülebiliyormuş. Tabi bu ikisi dışına başka takımyıldızlar da var hiç denize dalmayan, ve mitolojide lanetlenmiş yıldızlar olarak geçer adları, tıpkı Büyük Ayı ve Küçük ayı gibi.

Kendime soru: O kadar anlattın, emek harcadın sağol balım da, bu Büyük Ayı ile Virgo takımyıldızı arasındaki bağ nedir? Bunlar ikisi ayrı takımyıldızları değiller mi?

Büyük Ayı ve Virgo'yu birbirine bağlayan Boötes (çoban) adlı takımyıldız, Virgo için anlatılan bir diğer hikayede yer almaktadır. Zaten eğer araştırırsanız mutlaka göreceksiniz ki her burcun tek takımyıldızı varken, Virgo'nun üç takımyıldızı vardır. Ve bu takımyıldızlar birbirine Virgo kümesindeki en parlak yıldız Virginis ile bağlı imişler.

Bu nedenle de size anlatacağım iki hikaye daha var canlar.


Hikaye no:2 . Toprak ve bereket tanrıçası Demeter ve Icarius'un (bazı kaynaklara göre elbette ki Zeus'un) güzeller güzeli, el değimemiş kızı olan Persephone bir gün Atlantik okyanusunu temsil eden tanrı Okeanos'un kızlarıyla çayırda oyunlar oynayıp, çiçekler toplarken; kızlar neşeli şarkılar eşliğinde birbirleriyle şakalaşırken yer boydan boya yarılır. Yerin altından ölüm tanrısı Hades çıkar ve Persephone'yi kaptığı gibi kendi diyarına götürür.


Demeter
Kızının aniden kaçırıldığını duyan Demeter dokuz gün boyunca dünyayı dolaşır ve kızını arar. Ayrıca Demeter kızına feci derecede düşkündür, kızını ekseriyetle yanından-yöresinden ayırmaz. Hatta o kadar fazla bir aradadırlar ki, Demeter ve kızına "iki tanrıça" denir, o zamanlar.


Her neyse dostlar, bu kadıncağız dokuz gün dünyayı dolaşıp kızını aradıktan sonra onuncu gün güneş tanrısı Helios'la karşılaşır. Helios da, ya Hermesliğe merak sardığından, ya da Demeter'in ana yüreğinin ızdırabına dayanamadığından Hades'in, kızını, Zeus'un izniyle yer altına kaçırdığını söyleyiverir. Hey yavrum hey, eşşoğlusu Zeus yine yapacağını yapmış, kendi kızını öz kardeşine peşkeş çekmiş. Kızı zorla Hades'e nikahlamış. 

Persephone
Demeter bunu duyduğu anda Olimpos'u terkedip insanlar arasında Eleusis'te yaşamaya başlamış. Demeter küsünce toprağın beti bereketi gitmiş, ekinler çıkmaz, buğdaylar bitmez olmuş. İnsanoğlu kıtlıktan kırılmaya başlamış. Zeus bakmış olacak gibi değil, insanlar açlıktan sapır sapır ölüyor, Demeter'e toprağa bereket kazandırması için yalvarmış. Demeter de kızının ona geri gönderilmesini şart koşmuş. Lakin şöyle bir sıkıntı varmış ki, şayet yer altına inenler orada bir şey yerlerse orada kalmaya mahkum olurlarmış. Bizim saf Persephone yediği dört tane nar tanesinden dolayı yılın 4 ayını yeraltında geçirmeye mahkum olmuş. Kalan 8 ayda ise yer yüzünde, anacığının dizinin dibinde yaşayabilecekmiş.

İşte bu, ilkbaharla başlayıp sonbaharla biten 8 ay yeryüzünde bolluk bereket olur, ekinler buğdaylar başaklar verir, bitki örtüsü tüm verimiyle insanlığa sunulur. Kalan 4 ay Persephone yer altındayken  mevsimin kış olması hasebiyle, Anadolu topraklarının temel besin kaynağı buğday ve başak yetişmez.

Kendime soru: Bunun Virgo ile alakası nedir? Persephone başta bakiredir tamam da sonra, Hades?


Virgo takımyıldızı baharın başladığı mart ayında gökyüzünden görülmeye başlar, ekim ayının sonunda ise doğduğu yönün tam aksi yönünde batar. Virgo'nun görüldüğü aylar Persephone'nin yeryüzüne çıktığı aylardır. Ve mitolojide kendi isteğiyle değil de zorla evlendirilen tüm kadınlar gibi "bakire" olarak anılır.


Hikaye no: 3 . Şarap tanırısı Dyonisos, bir seyahati sırasında, alelade bir çoban olan İcarios'un evine konuk olur ve ona en güzel şaraplarından ikram eder (Bize böyle misafirler gelmez anasını satayım!) Bu içkiyi çok beğenen İcarios, Dyonisos'tan üzüm yetiştirmeyi ve şarap yapmayı öğrenir. Yaptığı şarapları da köylülere ikram eder ki bu güzel içkinin tadına herkes bakabilsin (mitolojik komünist).

Ama insanoğluna yaranılmaz kardeşim, yeri gelir bir şişe köpek öldüren şarabı için birbirini yer bunlar, ama işlerine gelmedi mi, körkütük sarhoş olunca vay sen bizi zehirledin diyerek Zeus adına cihada gider gibi tek adamın üstüne çullanırlar, linç ederler fukarayı. Ayıldıktan sonra yedikleri bokun farkına varırlar ama iş işten geçer, adam çoktan ölmüş. Tek çare olarak cesedi de delilleri de yok ederler. Götürüp ormanın içine saklarlar. (Yakmak akıllarına gelmemiş. Tam ayılamadılar demek ki)

İcarios, Erigone ve Maira'ya
ait, bulabildiğim tek tasvir
İcarios'un Erigone adında gencecik bir kızı vardır. Babası eve gelmeyince telaşlanır ama ne yapacağını bilemez. Gece İcarios kızın rüyasına girer ve olan biteni anlatır, cesedini bulup gömmesini ister ondan. Erigone, köpeği Maira'yı da alıp orman yollarına düşer babasını bulmak için.

Cesedi köpek bulur. Erigone babasının o linç edilmiş, perişan haldeki cesedini görünce kederinden ne yapacağını şaşırır ve rahmetlinin yanında kendini bir ağaca asıp intihar eder. Sadık köpek Maira insanların etmediğini eder, iki cesedin yanından ayrılmaz ve günler sonra orada açlıktan ölür.

Tanrılar İcarios'un ve ailesinin bu hazin sonuna pek bir içlenirler ve bu üç mevtayı gökyüzünde birbirlerine bağlı takımyıldızları olarak sonsuza dek yaşatmaya karar verirler. İcarios gökyüzünde Çoban (Boötes), Erigone Virgo, Maira da Küçük Köpek (Canis Minor) takımyıldızlarına dönüşüverirler.

Dikkat ettiyseniz (eşek değilsiniz ya etmişsinizdir zaten sonuna kadar okuduysanız) üç hikayede de bir "masum bakire" tasviri vardır. Bu üç mitolojik karakter de kendi iradeleri dışında, tanrıların ya da insanların zulmünden dolayı acılar çekmiş, daha sonrasında sonsuz bakirelikle kutsanmışlardır.

Böylece, Mart ayında kuzay yarımkürede görünmeye başlayıp ağustos-eylül aylarında, Anadolu'da hasadın en verimli olduğu vakitler gökyüzünün zirvesine oturan bu takımyıldızına Virgo adı verilmiştir. Bizde neden "Başak" dendiğini açıklamama sanırım artık gerek yok.

Bu arada söylemeden edemiyciyim, bunu okuyanlar sanmasın ki diğer burçlardan herhangi birini kapsayan devam niteliğinde bir yazı daha gelecek. Çok merak edenler araştırır, okur benim yaptığım gibi. Mesela ben birazdan Yengeç burcuna neden, İngilizce'de "kanser" anlamıne gelen "Cancer" dendiğini araştıracağım.

Sağlıcakla kalın...


Virgo'nun bir tasviri
(parmak arası terlik tee o zamanların modasıymış meğer)


Virgo takımyıldızı (bir üstteki kadın tasvirine ne açılardan
benzediğini kontrol edebilirsiniz)


Friday, 12 August 2011

Lilith'in kini & Lucifer'ın şerri

Not: Bu yazıyı uzun zaman önce okudduğum Vera Zingsem'in Lilith adlı kitabından öğrendiklerim ışığında, kendi izlenimlerimi de olaya dahil ederek yazdım. Fakat bazı diyaloglar için gösterebileceğim tek kaynak : k..çım!

Kadının kadına ettiğini erkek kadına etmez hakikaten.  Bu genelleme taa Adem, Havva, Lilith üçlüsüne kadar dayanıyor aslında. (Lilith ve Adem evliğini, nasıl başlayıp nasıl bittiğini bir vakitler yazdığım şu yazıda gayet detaylı anlattığımı hatırlıyorum o sebeple tekrar anlatmayacağım.)

Lilith

Mitolojiye (bakın mitoloji diyorum kutsal kitap ismi vermedim) göre yasak meyvenin tadına bakması için Lilith gaza getirmiş Havva'yı. Zaten Tanrı'nın Adem için yeni bir kadın yarattığını duyunca deliye dönmüş bizim Lil. Şayet Havva'nın, Adem'in kaburgasından vücut bulduğu da kulağına çalındıysa resmen çıldırmıştır. Kendisi Adem'le eşit yaratılmıştı çünkü, ona her türlü başkaldırma hakkını görüyordu kendinde bu yüzden. Ama bu yeni kadın, Adem'in bir parçası olduğundan hiçbir hususta ona karşı gelmeyecek, adeta onun kulu kölesi olacaktı. (Her ne kadar Adem'e üç kere "boş ol!" diyip resti çektiyse de bir yanı hep onu düşünüyordu. Dönem güzel, ataerkillik filan icat olmamış daha ama alternatif bulma sıkıntısı var.)

Ama Lilith istiyordu ki Adem acı çeksin, geri dönmesi için ona yalvarsın. Onsuz ne kadar yalnız olduğunun farkına varsın ki Lilith'i bir daha her hizmetinde kullanamayacağını, "eşit" olduklarını anlasın. Bu yeni kadın Lilith'in tüm planlarını alt üst eder sonuç olarak.

Lilith'in yüreği intikam ateşiyle dolar. İstese Adem'i tekrar elde edebilir, kendine bağlayabilir ama serde gurur var tabi, cazibesini kullanmak yerine ikisinin de sonsuza dek lanetlenmesini sağlamak için kolları sıvar.

Bunu tek başına yapması pek mümkün değildir, zira cennetten çoktan kovulmuştur ve cazibesinden başka kullanacağı olağanüstü gücü de yoktur. Cennetten şutlandıktan sonra saflarına katıldığı Şeytan hemen Lilith'in yardımına koşar. Birlikte bir plan yaparlar ve Şeytan onu gizlice cennete sokmanın bir yolunu bulur.

Lilith, Tanrı ve meleklerin onu görmemesi için saklandığı yerden bir anda çıkar Havva'nın karşısına. Havva da o zamanlar "aman Ademime güzel görüneyim, ay Ademim'in canı bugün ne yemek çekti acaba?" diye ortalarda dolanmaktadır. Tam şu yasak meyvenin bulunduğu ormanda takılırken karşılaşır Lilith'le. Lilith buna eşini mutlu etmekle ilgili bilgiler verirken ağzı açık ayran budalası gibi dinler bizimki. Çünkü onun için varsa yoksa Ademidir. 

Lilih Havva'ya, eğer Adem'i mutlu etmek istiyorsa şu ünlü yasak meyveden gizli saklı bir tane sunmasını söyler. Çünkü Adem'in hayatta en çok istediği şey o meyvenin tadına bakmaktır. Havva mutluluktan uçar, cancağızı kocasıyla ilgili yepyeni bir şey öğrenmiştir çünkü, onu cennetin en mutlu varlığı yapabilecektir artık. İşi budur çünkü, ona biçilmiş rolün bu olduğuna inanır zavallı, kandırılmış Havva...

Lilith Şeytan'ın saflarına katıldığı için yılan kuyruklu
tasvir edilmiş, peh!

Havva, Adem'i yanına alır ve yasak meyvenin bulunduğu ağacın yanına götürür. Ağaçtan tereddütsüzce bir meyve koparır ve Adem'e uzatır. Adem öylece kalakalır, şaşkın gözlerle Havva!ya bakar. Havva, Adem'i cesaretlendirmek için önce kendisi ısırır meyveden, sonra Adem'e uzatır. "Önce sen bi ye, sana bişey olmazsa ben de yerim azcıkın." dediyse de dayanamaz koca bı ısırık alır meyveden. Tam yutacağı sırada Tanrı belirir önlerinde, "Aha, şimdi s...tım ağzınıza!" dercesine bakar bunlara. Adem korkusundan yutamaz meyveyi, boğazında kalır lokma. (işte o gün bugündür erkeklerin gırtlağında "adem elması" adında eşşek kadar bir yumru bulunmaktadır)

Adem'le Havva Tanri'ya yalvarırken
"Tanrım etme eyleme, biz ettik sen etme cehaletimize ver kurban olduğum..." dedilerse de Tanrı bunları affetmemeye kararlıdır. "En basit emre bile karşı gelen adamın benim cennetimde işi yok! Bugün ağzını tutamayan yarın kim bilir..." der, basar tekmeyi bunlara.

Lilith'le Şeytan ellerinde birer avuç ayçekirdeğiyle, keyif içerisinde cehhennemden olan biteni izlemektedirler o esnada. Hem Lilith, hem de Şeytan (izninizle ben ona şu saatten sonra Lucifer demek istiyorum zira bu isim daha mitolojik gibi sanki) Adem'den intikamlarını almışlardır artık. En nihayetinde Lucifer da Adem yüzünden kovulmamış mıdır cennetten?

Hazır Lucifer demişken şuna da değineyim, bence Luci abimiz kainatın ilk isyancısı, ilk "hak savunucusu", hatta daha da ileri gidiyorum ilk "komünist"idir. Tanrı Adem'i yarattıktan sonra kainattaki tüm varlıklara, "bakın bu insan, taze yarattım, şimdi ona secde etmenizi emrediyorum." diyince Lucifer itiraz etmiş, "onun benden ne üstünlüğü var ki ben ona secde edeceğim, en nihayetinde hepimiz eşit kullarız." demiş ve Tanrı onu sorgusuz sualsiz kovmuş cennetten. Bavullarını toplayıp cenneti terketmeden önce Tanrı'ya bir bahis teklifiyle gitmiş Lucifer.

Lilith ve Lucifer intikamın verdiği
sevinci birlikte yaşıyorlar
"Kıyamete kadar cehennemde kalmama izin ver, ben de sana insanoğlunun ne kadar aciz, ne kadar içten pazarlıklı, nalet olduğunu, onları senin yolundan çıkararak ispatlıyayım" demiş. Tanrı bu teklifini kabul etmiş ve centilmence el sıkışmışlar.

İşte görüyorsunuz aslında Şeytan (Lucifer) çok kibar. Kullar arasındaki adaletsiz yaklaşımına karşı Tanrı'ya baş kaldıracak kadar da cesur. Ayrıca Lilith'i kendi saflarına çekmesi, Adem ve Havva'yı cennetten kovdurması açısından da Tanrı'dan 3-0 önde. Doğruya doğru!

Gelelim Lilith'in bundan sonraki yaşantısına. Lilith mizaç olarak inatçı ve kinci bir kadın ya hani, bunun canını almadan şerrinden kurtulmak imkansız. Sanıyor musunuz ki Adem dünyaya düşünce kurtulabildi Lilith'in gazabından? Ne gezer! Lilith asla azla yetinmedi ve dünyaya gelecek her erkek çocuğu doğdukları ilk hafta uykularında boğma girişiminde bulunacağına yemin etti. Sadece, vaktiyle onu Adem'e geri dönmesi için ikna etmeye gelen üç meleğin adı verilen bebeklere dokunmayacağına söz verdi.

Bu efsane insanlığın başlangıcından beri anlatılageldiğinden lohusa kadınlar geceleri evde yalnız kalmazlar. Hava karardıktan sonra çamaşır iplerinde çocuk bezleri ve kıyafetleri bırakılmaz ki Lilith bunları görmesin. Hatta Anadolu'da yeni doğan çocukların yastıklarının altına bıçak konulur, sebebi ise yine bizim asi kadın Lilith'in lanetidir.