Showing posts with label ekşi sözlük. Show all posts
Showing posts with label ekşi sözlük. Show all posts

Friday, 25 October 2013

Ahlak anlayışınızın hiç mi suçu yok!

Birkaç gündür "2 aylık bebeğini evde bırakıp 9 gün tatile çıkan canavar anne" haberiyle çalkalanıp duyuyoruz. Her birimizin yorumu birbiriyle benzer. Haberi duyduğumuz andan itibaren kadına katil, cani, orospu damgası yapıştırdık. Yetmedi duruşunu, bakışını çeşitli psikopatlara benzettik. O da yetmedi saç modelini, giydiği pantolonun rengini, kısacası tüm dış görünüşünü acımasızca eleştirdik. Ben de dahil, hepimiz kadını suçladık, sorgulamadan kafamızda yargıladık ve zihnimizin en karanlık kuyularında recm ettik.

Haberin detaylarını öğrenmeye başladıkça yaptığım eleştirilerin dozajı vicdanımı rahatsız etmeye başladı. Zor durumda olduğu, ruh ve akıl sağlığının ciddi hasar gördüğü her halinden, her davranışından belli olan hemcinsim ve meslektaşıma gösterdiğim acımasızlık, toplumdaki iki yüzlü ahlak anlayışını farkında olmadan benimsemiş olduğumu hissettirdi bana.

Kadının yaptığını onayladığımdan değil, zavallı bebeğin ölümü üzerindeki tüm suçu/sorumluluğu ona yüklemekten rahatsızlık duyduğum için hakkında iki kelam etmek isterken bir ekşi sözlük yazarının aşağıdaki yazısına tesadüf ettim. Yazılanlar benim zihnimden dökülmüş gibi, eksiği yok fazlası var ve benim yapabileceğimden çok daha iyi ifade edilmiş. Sırf belleğimden silinmesin, birkaç kişiye daha ulaşabilsin diye buraya da kaydetmek istedim.

Tek bir virgülüne dahi dokunmadan paylaşıyorum:


"ben kadının esasında canavar ruhlu, soğuk kanlı bir katil olduğuna filan inanmıyorum. öyle olsa muhtemelen nüfusa kaydı bile yapılmamış bir bebeğin cesedini kendi elleriyle hastaneye getirmez, onu beslemeye çalışmaz, bebeğin cesedinden kurtulmaya bakardı.

kadının ifadesinde kamu oyuna sunulan eksik bir görüntü var. şu ki; kadın kendini hamile bırakan kişi tarafından yalnız bırakılmış. 9 ay boyunca hayal edilmeyecek bir stresle hamileliği gizlemeyi başarmış. başvurduğu kurumlar; kimliğinin gizlenmesini reddedince doğumu evde kendi kendine gerçekleştirmiş. bu süre zarfında utancından ya da korkusundan kimseden yardım isteyememiş. büyük olasılıkla konuyla ilgili temas kurduğu tek kişi adana çevik kuvvette polis olan baba. kadın yaşadığı kırılma noktasında hızla delirirken, içinde bulunduğu durumla ilgili hiç bir sorumluluk almayan babaya gelip çocuğuna sahip çıkacağı zannıyla rest çekip gidiyor. ifadesinde bu durumu dile getirmiş olsa bile polis; kendi kurumsal itibarı adına babayla ilgili bu noktayı es geçiyor.

okültizm'de 'şeytan' sembolü; -hiçbir eleştiri yapmadan yaşadığımızda, kendi ruhumuzun aynasına bakmakta olduğumuzu fark etmeden “dışarıdaki” kötüden korktuğumuz bir dünya görüşünü - ifade ediyor.

dolayısıyla kadını; bir bebeği gözünü kırpmadan öldürebilecek vicdan yoksunluğuyla suçlamak; pek çoğunun işine geliyor bence.

adamın biri bahaneyle 'tecavüz' cürmünü haklı göstermeye çalışmış. bebeğin hıçkırdığı, can çekiştiği binada travma yaşaması gereken teyze bile 'vay anam vay neler dönmüş serhat ya' üslubuyla gayet soğuk kanlı 'yukarıda kuş ölmüş' zannettikleri olgusunu kameralarla paylaşmanın heyecanı içerisinde. muhtemelen komşularla uzun süre ağızlarını dolduracak dedikodu unsuru yakalamanın itiraf edilmemiş tatminini yaşıyor.

kadın suçludur evet. ama onu 'ben evli olmadığım bir adamla birlikte oldum ve ondan bir çocuk doğurdum, evet. ve bu kimseyi ilgilendirmez.' demekten alıkoyan; ona bu baskıyı, bu utancı, bu korkuyu yaşatarak delirmeye götüren anne, baba, sevgili, komşu, akraba, çevre, sen, ben, herkes; en az onun kadar suçlu. o içinde bulunduğu durumun çaresizliğiyle yolda yürürken; ondan selamını esirgeyen, bir gülümseyişiyle hayatı üstlenme gücünü sakınan herhangi biri de suçlu. ona; sakındığı konunun ne olduğunu bile bile bir alternatif çıkış yolu önermeyen kurum, ona dertleşecek samimiyet vermeyen arkadaş, onu delirmeye mahkum eden sistem, yöneticiler, başbakan, devlet başkanı, herkes; bu bebeğin ölümünden sorumlu.

dünyanın öteki ucunda kuyruğu sıkışmış bir tilkiden bile sorumlu olduğunu bilecek vicdandan yoksun yaşayan sen; en çok.

bunun sorumluluğunu, azabını içinde hissetmiyorsan zerre kadar; doğrudan saldırıya geçiyorsan; en çok ama en çok; sen suçlusun.

ve muhtemelen bu travmayı ömrünce içinde taşıyacak bir kadının ismini burada teşhir edip; hayatı boyunca bir daha yaşama tutunmasını sağlayacak tüm unsurları damgalayarak aforoz etmek de sana düşmez. 

katilin de, canavarın da en tanımsız şekli sensin."


lisbethsalander - ekşi sözlük

Eyüp Can da, Radikal'deki köşesinde konuyla ilgili şunları dile getirmiş:

Sınanmadığın günahın masumu değilsin


Tuesday, 16 April 2013

İnternet sözlüğü deyip geçme!

İnternet aleminin bana kazandırdığı, hiç abartmıyorum canlar, en iyi şeylerdir internet sözlükleri. Hatta onlara "internet sözlüğü" demek, nazarımda gayet amiyane bir tabir. Fakat başka ne şekilde bahsedebilirim onlardan bilmiyorum. Ben internet sözlüğü diyeyim siz bir bilgi, fikir, eğlence okyanusu hayal edin olmaz mı? Bunların babası bildiğiniz gibi "ekşi sözlük".


İnternetle, teknolojinin her türüyle olduğu gibi geç tanıştım (bu, fazlasıyla antika kafa yapısına doğduğumdan beri sahibim zair). Bu sebeple ekşi sözlüğü de üniversitedeyken tanıdım. Akabinde itü sözlük, uludağ sözlük ve bir dönem hayata tutunma sebebim kousözlük. Gerisi zaten tırı vırı benim için. Aaaa ama trakya sözlük de ehemmiyet gösterdiğim internet sözlüklerindendir, hiç inkar edemem.

Ekşi sözlüğe sapır sapır yazar alındığı dönemde, o derya gibi yazarları okudukça yazmaya cesaret edemeyip yazarlığı başka baharlara erteledim durdum. Sonra amatör, eğlencelik müzik grubumla tanıştım, grup elemanı canlar sayesinde de kousözlükle... Kendi üniversitemin naçizane sözlüğüydü bu, lise günlüklerimden sonra bıraktığım düzenli yazı yazma alışkanlığımı tekrar edinmek için iyi bir fırsat gibi göründü bana. Okulu bitirip boşluğa düştüğüm o berbat dönemde resmen beni hayata bağlayan unsurdu kousözlük.

Binbir görüşten, fikirden, kökenden insanla tanıştım orada. Hayata ne kadar dar açıdan baktığımı farkettim. Kendimi belli fikri kalıplar içerisine sokuşturup orada bırakmışım. Ve sözlükler olmasaydı orada tıkanıp kalacaktım muhtemelen.


Bazıları için sadece bir küfür okyanusu, müstehçen deneyimlerin anlatıldığı, insanların acımasızca eleştirilmeyi bırakın aşağılandığı bir mecra olduğu iddia edilmesine rağmen; kapatılması için kampanya başlatan şakirtlerin dahi en önemli konularda başvurduğu "kutsal bilgi kaynağı" olduklarına bizzat şahit oldum.

O değil de azizim, benim de birçok küfür içeren atasözü ve deyim öğrenmişliğim vardır sözlüklerden. Bazı yazarlara yarıla yarıla gülmüşlüğüm, bazılarına ağız dolusu sövmüşlüğüm, bazılarına sırf yazdıklarından dolayı görmeden aşık olmuşluğum yok değil. Lakin her biri, hemen her satırda bana yepyeni ufuklar açtılar; farklı fikirleriyle, inançlarıyla, mizah anlayışlarıyla, bilgi birikimleriyle. Misal, vaktiyle şu yazıya günlerce güldüğümü hatırlar ve sonra döner tekrar gülerim: http://eksisozluk.com/entry/9607645

Velhasıl dostlar, hani bazınız soruyor ya, bu "gereksiz" bilgileri, "tuhaf" şeyleri nereden biliyorsun deyyü, işte benim bilgi kaynağım; dimağımda bir çok karakter biriktirme sebebim, bir de bu radde asosyalken o kadar çok insan tanıyor olmamın mümessilidir internet sözlükleri. Hala okuyor, yeni şeyler öğreniyor, gülüyor, hayran oluyor, yer yer ağlıyor ve takip etmekten hiç vazgeçmiyorum.


Siz de benim gibi hani hayatı yaşayarak değil de okuyarak öğrenmeye çalışan, seyirci kıvamında insanlardansanız sözlükler tam size göre! Şayet onlardan (benim gibilerden) değilseniz, sözlükler yine tam size göre, kısacık entrylerden ne çok yer, ne çok deneyim, ne çok bilgi öğreneceğinize inanamazsınız o kadar söylüyorum.

Bir de Anadolu'nun, hatta dünyanın çeşitli köşelerinde yaygın olup, popüler kültürde henüz yer bulmamış mizahın babannesini barındıran çok çeşitli hikayeler var ki, iddia ediyorum düzenli sözlük takip etme alışkanlığı edindiğinizde televizyon alışkanlığından vazgeçeceksiniz.

Çok pis iddialıyım!

Dipnot: "eee sabahtan beri anlatıyon bi kere İnci Sözlük demedin!" diye serzenişte bulunmayın döverim! (Anladınız siz onu...)