Showing posts with label Viola. Show all posts
Showing posts with label Viola. Show all posts

Sunday, 16 January 2011

In the mood of "çok sevdik be abi"



Since I was born I'm a fan of Beşiktaş. I feel as if BJK is one of my family member. I can hardly express my feelings, my love for it. I'm not only obsessed with the team, but also with its colors. Everything in black & white attracts my attention. Everything I'm gifted, or I buy in these colors becomes one of my favorite stuff. Especially if it has BJK symbol on it. :) 

Here are some of my numerous stuffs which symbolises BJK.





This is my BKJ blanket, which was gifted to me by my father on my 22nd birthday, 3 years ago. It's one of my favorite stuff, so I use it very carefully in order not to harm it. It still looks brand-new.




I have many such photos with my blanket, 'cause I like to be photographed on my blanket with inordinary postures (as in the first photo).





This is my new beanbag, which is presented to me by Ophelia and Viola as they know how I adore BJK. This is my 25th birthday present :)





I've forgotten to talk about my black & white socks. I bought them from local market, children's section in Muratlı. And I'm not regretful...





These are my BJK slippers, a present by my father again. I like his being so respectful of our tastes. Once he bought GS slippers for my sister, who's a GS fan. (My father is also a BJK lover like me)







I've many other stuffs in black & white with BJK symbol on it, like bedlinen, scarf, a very long tuque... (most of them are presented to my by family members or friends) I love each of them. They are more precious to me than other stuffs. But for today I just can publish these limited photos.

I hope I see many chanpionships from BJK to show off more and more :)


Sunday, 9 January 2011

İyi ki doğdum, gördün mü 25 oldum


“Yirmi beş!” söylerken bile zorlanıyorum, içim bi tuhaf oluyor.

Göz açıp kapayıncaya kadar yirmili yaşlarımın ortasına gelmişim meğer. Daha dün gibi hatırlıyorum 21 yaşında girdiğim bunalım sebebiyle kendime verdiğim ruhsal ve fiziksel zararları. Hatta 18imde üniversiteye başladığım ilk gün, yeni olmanın verdiği çömezlikle etrafa eblek eblek bakışımı…

O ergen günlerimden eser kalmadı şimdi desem yalan olur. Hala aynı yoğunlukta hissediyorum duyguları, hala eskisi kadar derinden etkiliyor beni sevinçler, üzüntüler, umutsuzluklar, anlık mutluluklar, hayal kırıklıkları, aşklar… (neyse ki prozac var da kafam rahat :))

Fakat nasıl hissedersem hissedeyim artık daha mantıklı kararlar verebiliyorum, olaylar karşısında daha olgun davranıyorum. O dengesiz, bunalımlı ergenden, olgun kadına evriliş sürecimin başındayım henüz gerçi. Daha tam aşamadım kendimi kontrol edememe aşamasını, ama hissediyorum, az kaldı…

Sanmayın ki 25 yaşındayım diye anti-aging ürünleri kullanmaya başlayacağım! Zaten alfabetik sıra’nın (“alfabe”nin “a”larını böyleeee uzatarak söyledim yine) dediği gibi, şayet anti-aging yaparsam vitamine dönerim ben aq!

Yaşadığım her sıkıntıya rağmen iyi ki doğmuşum, iyi ki annemle babamın çocuğu olmuşum. Onlardan başka bi aile istemezdim, dünyaya gelirken seçme şansım olsaydı yine onları seçerdim (fakat kardeş konusunda bir takım çekincelerim yok değil hani –deeeeermişimmmm- :) ). Ama onlar beni seçer miydi emin olamadım şimdi, sormak lazım…

27’ye de 2 yıl kaldı, bakalım o gün geldiğinde ben de Kurt Cobain, Jim Morrison bunalımlarına gark olacak mıyım? (tahtaya vurayım)

Heyecanla bekliyorum…

Bu arada nam ı diğer Ophelia ve Viola’ya da, Tutak’daki yaşantımı çekilir hale getirdikleri için müteşekkirim…

Ayrıca yeniden, iyi ki doğdum, çok acayip bi kadın oldum…